Sosyal etmenler, yaş, cinsiyetin depresyondaki rolü
Depresyon olgularının yaklaşık %80’i işsizliğin yüksek oranda görüldüğü, sosyoekonomik düzeyin düşük olduğu, kalabalık yerleşimli bölgelerde görülmektedir. Son yıllardaki hızlı ve kontrolsüz nüfus artışı, popüler kültürün ve teknolojideki hızlı değişimlerin getirdiği yaşam biçimi değişiklikleri ve kültürel farklılıklar; aileler ve topluluklardaki parçalanmalar, sosyal bağların gitgide zayıflaması ve göçler, pek çok boyutuyla depresyona zemin hazırlamaktadır. İşsizlik, gelir dengesizliği, eğitimsizlik, yoksulluk, sağlıksız beslenme, üreme, barınma ve zorlayıcı yaşam koşulları, acımasız çalışma koşulları, vardiyalı çalışma sistemleri, uyku bozuklukları, alkol, madde kullanımındaki ve suç oranlarındaki artış, sosyal eşitsizlik, adaletsizlik, gibi sayabileceğimiz pek çok unsur depresyonda hem “neden” hem de “sonuçlar” olarak karşımıza çıkmaktadır. Yaşlı nüfus, çocuklar ve gençler, gebeler ya da yeni doğum yapmış kadınlar ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği yaşayan kadınlar diğer riskli gruplardır. Doğum yapmış altı kadından birinde depresyon görülmektedir. Kontrolsüz nüfus artışı, gebeliklerin uygun planlanmaması, yeterli sosyal ve tıbbi desteğin sağlanamaması, arka arkaya yapılan gebelikler ile bu rakamlarda daha da artış olacağı öngörülmektedir.