<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Psikiyatrist Arzu Erkan</title>
	<atom:link href="https://arzuerkan.net/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://arzuerkan.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 21 Apr 2023 11:02:22 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2023/04/cropped-AYK_9687-3-32x32.jpg</url>
	<title>Psikiyatrist Arzu Erkan</title>
	<link>https://arzuerkan.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Kara Bayram</title>
		<link>https://arzuerkan.net/kara-bayram/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 21 Apr 2023 10:15:51 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[deprem]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kendimle karşılaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[kutlama]]></category>
		<category><![CDATA[ölüm]]></category>
		<category><![CDATA[Travma]]></category>
		<category><![CDATA[yas]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[bayram]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[kara bayram]]></category>
		<category><![CDATA[kara bayram deprem]]></category>
		<category><![CDATA[kayıp]]></category>
		<category><![CDATA[travma]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://arzuerkan.net/?p=2848</guid>

					<description><![CDATA[Herhangi bir soyut ya da somut kayba, hüsrana ya da değişikliğe verdiğimiz (veremediğimiz) tepkiler dizisidir yas tepkisi. Bu tepkiyi doğuran; bir yaş daha alma, sevindirici bir terfi, bekârlıktan evliliğe geçiş, keyfi bir taşınma da olabilir; zorunlu bir göç, eski kendiliğe veda, bir boşanma, hastalık, ölüm de olabilir. Yastayızdır, yaslıyızdır, yasımız vardır. Yas tutulur, içinden geçilir, çözümlenir, işlenir, bırakılır, dönüp dönüp yeniden yaşanır. Kayıplarımız yaşamın bir nevi diyetidir. Daha anne rahminden çıkarken başlar yas süreci. Bebek, anne karnındaki konforlu ve tüm güçlü hayatına veda ederek, türlü eksiklikler, engeller ve güçlüklerle dolu yeni hayata doğmaktadır. “Hayata veda etti…” Ölen biri için öyle söylenmez mi? Öyleyse “Doğum hikâyemiz ölümle başlıyor,” diyebiliriz. Bebek, doğmak, nefes almak, emmek, sağ kalmak ve yaşamayı öğrenmek, bunları yardımla da olsa kendisi yapmak zorundadır. Yas tutmayı da öyle… Gelişim basamaklarını tırmandıkça bir önceki aşamanın yasını tutarız. Memeyi bırakmanın hüznü ile bağımsızlaşmanın hazzı, yürümeye başlamanın hazzı ile artık sürekli kucakta taşınamayacak olmanın hüznü bir aradadır. Kayıplar kazançları, kazançlar kayıpları getirir.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p></p>



<p>Herhangi bir soyut ya da somut kayba, hüsrana ya da değişikliğe verdiğimiz (veremediğimiz) tepkiler dizisidir yas tepkisi. Bu tepkiyi doğuran; bir yaş daha alma, sevindirici bir terfi, bekârlıktan evliliğe geçiş, keyfi bir taşınma da olabilir; zorunlu bir göç, eski kendiliğe veda, bir boşanma, hastalık, ölüm de olabilir. Yastayızdır, yaslıyızdır, yasımız vardır. Yas tutulur, içinden geçilir, çözümlenir, işlenir, bırakılır, dönüp dönüp yeniden yaşanır. Kayıplarımız yaşamın bir nevi diyetidir. Daha anne rahminden çıkarken başlar yas süreci. Bebek, anne karnındaki konforlu ve tüm güçlü hayatına veda ederek, türlü eksiklikler, engeller ve güçlüklerle dolu yeni hayata doğmaktadır. “Hayata veda etti…” Ölen biri için öyle söylenmez mi? Öyleyse “Doğum hikâyemiz ölümle başlıyor,” diyebiliriz. Bebek, doğmak, nefes almak, emmek, sağ kalmak ve yaşamayı öğrenmek, bunları yardımla da olsa kendisi yapmak zorundadır. Yas tutmayı da öyle… Gelişim basamaklarını tırmandıkça bir önceki aşamanın yasını tutarız. Memeyi bırakmanın hüznü ile bağımsızlaşmanın hazzı, yürümeye başlamanın hazzı ile artık sürekli kucakta taşınamayacak olmanın hüznü bir aradadır. Kayıplar kazançları, kazançlar kayıpları getirir.</p>



<p>Böyle baktığımızda; gelişimsel her örselenmenin gündelik yaşamımızı ve işlevselliğimizi olağanüstü biçimde etkilemeyen, çoğunlukla uzlaşma ile sonuçlanan yas süreçleri ile işlendiğini görürüz. Sigmund Freud bunu “Yas işi” olarak adlandırmıştır. Ancak bu örselenmeler; ciddi hastalıklar, ihmal, istismar, şiddet, savaş, zorunlu göç, ihanet, yakınların kaybı gibi, derin izler bırakacak nitelikte, zedeleyici kayıplardan kaynaklanıyor olabilir. Bu durumda gündelik yaşam, ilişkiler, yaşamın seyri, hatta gelecek nesillerin kaderini değiştiren bir yas sürecinden bahsedebiliriz.</p>



<p>Tanımlar ve rakamlar işin içine girdiğinde, kimin hangi kayıp karşısında nasıl ve ne kadar süre yas tutacağını belirleme cüreti gösterdiğimiz sanılmasın. İnsanlık tarihi kadar eski olan ölüm acısı ile baş etmeye çalışılırken, yasın belli aşamaları ve döngüleri olduğu gözlemlenmiş; toplum tarafından bunlara uygun ritüeller, tamamlanmamış yas için de psikoterapistler tarafından da çeşitli terapi yöntemleri geliştirilmiştir. İnsanı anlamaya ve yardımcı olmaya çalışırken bu bilgiler çok yararlı olsa da hiçbir yas bir diğerine benzemez. Yas özneldir, gözün iris tabakası kadar biriciktir. Ölümle ilişkili yas tepkisinde gözlenen süreçlerin tamamının, kayıp algılanan diğer durumlarda da sergilendiği söylenebilir. O nedenle yas konusu genelde ölüm üzerinden anlatılır. Ölüm, yaşamın kaçınılmaz bir parçası olsa da yaşamımızı “an” da kalarak ve geleceğe yatırım yaparak sürdürebilmemiz için, bu gerçeği çoğunlukla göz ardı etmemiz gerekir. Örneğin, bir iş ya da aile kurarken, kredi çekerken, çocuk dünyaya getirmeye karar verdiğimizde ya da bir evcil hayvan aldığımızda ölümün çok da yakınımızda olacağını düşünmeyiz. Ölüm ötede bir yerdedir, daha uygun(!) bir zamanda gelecektir, daha yapılacak çok şey vardır ve sıra henüz bize gelmemiştir! Çok yakınımızda ve çok olası olarak algılasaydık ölümü, bu saydıklarımızın çoğunu yapmaya niyet de, cesaret de edemezdik&#8230; Ölüm her an aklımızda olsa yaşamın getirdiği sorumlulukları bu kadar ciddiye alır mıydık acaba? Ya da incir çekirdeğini doldurmayacak meseleler için gönül kırar mıydık hiç?</p>



<p>Yaşam, ölümün koca bir inkârıdır bir bakıma. Ne zaman tanıdığımız ya da değer verdiğimiz birini yitiririz, o zaman bu gerçeği ilk defa öğreniyor gibi şok oluruz. “Hayır, olamaz, bizi bırakıp gitmiş olamaz, o ölmedi”… Haberlerde duyar, basında okuruz: “Şiddete kurban gitti”, “Trafik canavarı aldı”, “Aramızdan ayrıldı”, “Melek oldu”… Yumuşatarak, hafifleterek, yakıştırmayarak, yok sayarak. Ya da: “Ünlü oyuncu falanca, hayatını kaybetti”…Hâlihazırda ölü olan biri için “öldü” diyememek, “hayatını kaybetti” diye bahsetmek. Ölen hâlâ bir şey kaybedebilecekmiş, sanki biraz aransa bulunacakmış kadar canlı; bir o kadar da ölü…</p>



<p>Şairin de dediği gibi: “Her ölüm erken ölümdür.” Ancak görece “olağan” kayıplar bir miktar daha kolay kabullenilir. Hasta ve yaşlı bir ebeveynin bir süredir beklenen ölümü gibi kayıplarda yas işinin “olağan” koşullarda iki yıl içinde tamamlanması beklenir. Ani ölüm, “sırasız” genç ölüm, evlat kaybı; ihmal, aile içi şiddet, savaş ve terör kaynaklı insan eliyle travmalarda yas yıllarca, hatta ömür boyu işlenmeden kalabilir. Tutulamayan bireysel ya da kolektif bu yaslar kuşaklar boyu aktarılabilir.</p>



<p>Yas evlerindeki törel, dinsel ya da bireylere özgü ritüeller, cenazenin muhafazasından, cenaze törenlerine, ağıtçılar kiralanmasından yemek ikramlarına, yedisi, elli ikisi, sene-i devriyesi gibi tarihlerde yapılan buluşmalardan, cenaze sahibinin hangi giysileri ne kadar süre giyeceğine kadar pek çok ritüel, kayıp yaşayan kimselerin yas işini kolaylamasına hizmet etmektedir.</p>



<p>Bir kayıp yaşadığımızda ilk refleksimiz neredeyse biyolojiktir. Kimimiz taş kesilir, kimimizin dizlerinin bağı çözülür, kimimiz bayılır, kimimiz kendisini tokatlamaya üstünü başını paralamaya başlar. Bu şok evresinden sonra ilk dönem görülen inkâr, şoku yatıştırır. İnkâr aşamasını bölme, sıkıntı, öfke, pazarlık, keder ve kabullenme izler. Tüm bunlar sırayla ya da parça parça bir arada olabilir. Örneğin, bir eş cenaze töreninde bir yandan gözyaşları içinde baş sağlığı dileklerini kabul ederken diğer yandan “şu yorucu kalabalık” dağıldıktan sonra, ölenle kısa bir tatile çıkmayı hayal edebilir. Ya da ölümden sonraki günlerde kültürümüzde “uğrama” da denilen, öleni canlı olarak görme, hatta ziyaretini bekleme durumları gözlenebilir. Bazen ölenin hayali görülür, sesi duyulur. Bu aşamalar tam bir sıra ile değil; inişli çıkışlı, iç içe geçmiş ve tekrarlayıcıdır. Düşlerde ölüm teması inkâr ve bölme ile yeniden yeniden işlenir; öleni hem ölmüş hem de ölmemiş olarak görmek sıktır. İkircikli duygular gözlenebilir. Yoğun öfke duyarız. Ölene, öldürene, kendimize, kadere, her şeye. İsyan ve öfke&#8230; Hem hasret hem de geride bırakma arzusu bir aradadır. Giden hem geri dönsün istenir hem de orada kalsın. Öfke gerçekleri kabul etmeye başladığımızı gösteren sağlıklı bir işarettir. Sonra bunu pazarlık aşaması izler; “Cennette buluşacağız”dır, “Allah çok sevdiği için yanına almış”tır, “Neyse ki çok çekmemiş”tir&#8230; Kabullenişin ardından bir çökkünlük dönemi ve kaybın en derinden duyumsandığı derin keder dönemi gelir. Bu dağılma sürecini kabul, uzlaşma ve derlenme; yasın işlenerek tamamlanışı izler. Günlük yaşama olabildiğince geri dönülür. Acı gitgide hafifler. Yaşamın devamının esası belki de budur. Acıları işlemek, kısmen unutabilmek, tekrarlama olasılığını zamanla göz ardı edebilmek. Acılarımız kaldırabileceğimizin üzerinde ise yasın bir aşamasında saplanıp kalabiliriz. Yas işi işlenemez, güç bulana kadar ertelenir ya da başka sorunlarla komplike hale gelir. Bu, ömür boyu sürebilir, kişinin ve gelecek nesillerin yaşamını felce uğratabilir. Kayba tepkimiz, kişilik özelliklerimiz, geçmişteki kayıp öykülerimiz, yitirme biçimi, yitime hazırlık, psikolojik güç, keder duyma kapasitesi, sosyokültürel nedenler, yitirdiklerimizle ilişkilerimiz gibi pek çok etmen tarafından belirlenir. Biricik anneannem ölmeden yıllar önce bunamıştı. Tanısını ben koymuştum, tedavisini de büyük ölçüde ben yönetiyordum. Son dört beş yıldır bakıma muhtaç durumdaydı, annemi annesi sanıyordu. En son yutmayı da unutmuştu, midesinden tüple beslenme aşamasına gelmişti ve yatağa bağımlıydı. Ölüme defalarca yaklaşmıştı. Zamanla kendimi ve çevredekileri hazırlamış, annemi hazırlayamamıştım. Ölmesini, artık daha fazla acı çekmemesini gönülden dilediğimi saklamayacağım. Bir yandan da hastanelere yatırıyor, en yeni tedavileri araştırıyor, havalı yataklar alıyor, yatak yaraları için ilaçlar getirtiyordum. Ölüm haberini aldığımda hamileydim. İlk düşündüğüm, üzülüp kötü etkilenirsem bebeğime bir zarar gelmesiydi. Cenazesi için memlekete gittik. Yol boyu derin hüzün hissetsem de onun daha fazla eziyet çekmeyeceği için sevindiğim, kendisine iyi bakmadığı ya da annemi çok yıprattığı için kızdığım anlar gibi ikircikli duygularım oluyordu. Hem yaşlı hem “beklenen ölüm”, hem hazırlanmak için yeterli zamanımın olması hem de belki hekim olup daha önce ölümle yüzleşmem, o soğukkanlı halimi açıklayabilirdi. Yine de “Yapılabilecek bir şeyler var mıydı? Acaba başka ilaçlarla tedavisi mümkün olur muydu? Bir psikiyatr olarak daha erken tanı koysaydım, bunamayı yavaşlatabilir miydik?” gibi soruları kendime sorarken, “Birkaç ay bekleseydi bebeğimi de görürdü,” diye pazarlık ederken buldum. Annemin üzüntüsüne, anneannemin ölümünden daha fazla üzüldüğümü anımsıyorum. Her kayıp, başka kayıpları canlandırır. Yas yasa ulanır. Annemin yas süreci benimkinden çok farklı ve dramatikti. Üzerinden onca zaman geçti. Hâlâ ara ara rüyamda anneannemin sağlıklı günlerindeki halini, aniden öldüğünü ve kalp masajı yaparak onu hayata döndürdüğümü görürüm. Yakınlarda gördüğüm bir başka rüyada büyükbabam da hayata dönmüştü. O kocamış halleri ile çok sağlıklılardı, anneannemle evlendiler ve bir bebek dünyaya getirip, kucağıma verdiler. Her ne kadar gidişlerini olabildiğince kabullensem ve yaşamım kesintisiz devam etse de onları diriltmeye, yaşatmaya çalışan, bölmeler yapan zihnim hem özlem gideriyor, hem de hâlâ bir bakıma yas işi ile meşgul görünüyor.</p>



<p>Yaşadığımız birçok sıkıntının bizim ya da ailemizin, ait olduğumuz topluluğun tamamlanmamış yası ile ilişkili olma olasılığını yüksektir. Yas tutamazsak geçmişin tutsağı oluruz. Yaşamımıza gölge düşer, enerjimiz çekilir, bağ kurma yetimiz zedelenir. İyileşmemizi sağlayan esneklik ve yaratıcılık harekete geçemez. Kaybedilen kişi ile bitmemiş meseleler var ise, görülmemiş hesaplar var demektir. Yasın ve kederin kendisi, ölenle kalan arasında bir bağ kurma işlevi görebilir. Bu tür durumlar psikoterapinin oldukça yararlı olduğu durumlardır.</p>



<p>Kişiler psikiyatri ya da psikoterapiye yasın en sık eşlikçilerinden olan keder ve öfke duyguları, duygusuzluk, kaygı ya da korkular ile başvurur. Ruhsal, bedensel sağlığın kaybı, ilişki sorunları, boşanma, ihanete uğramak, şiddet, istismar, zorbalık, beklenen gebeliğin gerçekleşmemesi, düşük yapmak, kürtaj, yakınların kaybı eksenli pek çok durumu, yas süreci kapsamında değerlendirebiliriz.</p>



<p>Bizlere başvuran pek çok kişinin en az bir yastan muzdarip olduğunu söylemek mümkün. Ruhsal sorunlar kimi zaman taze bir yasın aktif etkileri ile karşımıza çıkarken, kimi zaman da uzamış, kökleri çocukluğa kadar uzanan eski yasların omuzlarında yükselir. Hele de yas yasa ulanınca, bireysel çabalarla o yası tamamlamak, iç dünya ile dış gerçeklik arasındaki uzlaşmayı sağlamak ve uyumlanmak oldukça güçtür. Yüzeydeki pek çok sorunun derininde tamamlanmamış, çözümlenmemiş, uzamış, komplike olmuş yas olgularıyla sıklıkla karşılaşmaktayız.</p>



<p>Kişiyi yakınlarının ısrarıyla da olsa psikiyatriye/psikoterapiye getiren; kollarında can veren sevgilisinin mezarında yatıp kalkması, onun giysileri ile dolaşması, onun kullandığı bütün eşyaları evine doldurup tüm gün onlarla konuşması, çevresi ile tüm iletişimini kesmesi, aşırı alkol kullanımı ve intihar düşüncelerinin varlığı gibi oldukça endişe uyandırıcı bir tablo olabilir.</p>



<p>Ya da oğlu öz babasının silahı ile kendisini vurarak öldürmüş bir anne, tek damla gözyaşı dökmeden inkâr içinde hayatına devam ettiği için, kendisinin hiçbir yakınması olmadığı halde(!) ailesi endişelendiği için yardım almaya getirilebilir.</p>



<p>Çift terapisinde eşlerden birinin, iki yaşındayken annesini kaybeden ve yasını işleyemeyen bir oğlan çocuk olduğunu, büyüdüğünde “annesi kadar güzel” kadınlarla olma arzusunun esiri olduğunu, ilişkilerde partnerlerini birdenbire terk ettiğini, kendi oğlu iki yaşına girdiğindeyse evden ayrılmaya kalktığını, görmek mümkün.</p>



<p>Birkaç yıl öncesine kadar ailesine bağlı ve mazbut bir yaşam sürerken babasını kaybettikten bir süre sonra, eve uğramamaya, evlilik dışı ilişkiler yaşamaya, çocuklarıyla iletişimi kesmeye, gece eğlenceleri ve “hayatını yaşama” peşine düşen bir erkeğin bu radikal değişiminin altında babası ile olan sağlıksız özdeşimi ve çocukluğa uzanan yas öyküsünü görebiliriz.</p>



<p>İlişkilerde güvensizlik ve ilişkilerinin basmakalıp bir biçimde aldatılma ile sonlanması yakınması ile başvuran bir danışanın çocukluk çağını araştırdığımızda, bakım verenler tarafından terk edilme durumunu defalarca yaşantıladığını görebiliriz. Terapinin ilerleyen seanslarında aynı kişinin on yıl önce ölen anneannesinin “varlığı” ile hâlâ aynı evde yaşadığını, karanlıkta uyuyamadığını, bunu herkesten gizlediğini, öldükten sonra mezarına bile gitmediğini öğrenebilir, yas işlendikten sonra hayaletinin bir daha görülmediğine, artık karanlıkta uyuyabildiğine tanık olabiliriz. Evinde, kendisini büyüten anneannesinin hayaleti ile yaşadığını söyleyen bu kişinin belirtilerini yas konusunda deneyimli olmayan bir terapist kolaylıkla psikotik bulgu olarak yorumlayabilir. Evet, bu bir varsanıdır ancak tedavisi antipsikotikle değil psikoterapi ile de pekâlâ sağlanabilir.</p>



<p>Pratik olarak kayıplarımızı her gün hatırlamaz, tekrarlamaz ve düşüncelerimize şiddetli duygusal yanıtlar vermezsek yas işini tamamlamışızdır. Enerjimiz geri gelir ve tutsaklıktan kurtulmuş oluruz. Daha derin bir kavrayış ve olgunluğa erişir, kaybettiklerimizle iyileştirici ve zenginleştirici özdeşimler kurarız. Kültür ve toplum yas işini kolaylaştırmakta ustalaşmıştır. Bireyler kayba, dayanışma çemberi içerisinde, gitgide uyum sağlar. Yası sanatsal yaratıcılıkla telafi etmek, teselli bulmak, ürettikleri ya da yası yaşama biçimi ile başkalarına ilham olabilmek mümkündür.</p>



<p>Yine de özel günlerde, yıl dönümlerinde yas küllenir. Kalabalık gruplarca kutlanan özel günler ve bayramlar yas tutmanın dönüm noktasıdır. Ölümü onaylarlar. Her özel günde, bu gerçek içselleştirilir.</p>



<p>Bir bayram ziyaretimizde eski eşimin annesinin bir telefon konuşması dikkatimi çekmişti. Yakın akrabaları ile konuşuyordu. Annelerini kaybetmişlerdi. Evdeki herkesle tek tek konuştu: “Kara bayramınız kutlu olsun,” dedi. İlk önce yanlış anladım sandım, fakat tekrarlayınca emin oldum. İlk kez duyuyordum “Kara bayram” lafını. Meğer bir yakınını kaybettikten sonra onsuz kutlanan(!) ilk bayramın adı “Kara bayram”mış. Gün “kara”dır ama hem de “bayram” dır…</p>



<p>Arzu Erkan</p>



<p>Bu yazı, Psikeart Dergisi <em>Yas</em> sayısında ve kitabım <em>Kendimle Karşılaşmalar</em>&#8216;da yayımlanmıştır.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Günümüzde Depresyon ve Kaygı Artışı Neye Bağlı?</title>
		<link>https://arzuerkan.net/gunumuzde-depresyon-ve-kaygi-artisi-neye-bagli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 12:09:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kendimle karşılaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://arzuerkan.net/?p=2845</guid>

					<description><![CDATA[Salgınla birlikte değişen hayat düzeni, ekonomik kriz, kadınlar, çocuklar, LGBTİ+lar, mülteciler, yaşlılar, engelliler vb  ‘kırılgan grupların’ eskisinden daha da fazla ayrımcılık ve hak ihlaline maruz bırakılmasına ve örselenmesine neden oldu. Ülkemizdeki ruhsal zorlanma ve bozukluklarının artışında İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması sonrası kadına ve çocuğa yönelik şiddetin, istismarın artması da etkili.  Uygulamaların kimi zaman tutarsız, keyfi ve değişken olması, insanların işlerini kaybetmesi, 65 yaş ve üzeri bireylerin sağlıkları bozulacak koşullarda, geçersiz nedenlerle evde tutulması, kadına ve çocuğa yönelik ihmal ve şiddetin artması, eğitimin sekteye uğraması, yoksulluk, işsizlik gibi birçok nedenden dolayı toplumun büyük kesiminin ruh sağlığı olumsuz etkilendi. Kaygı bozukluğunun ve depresyonun artmasında insanların olağan tedavilerinin aksamasının da etkisi var. İnsanlar salgın nedeniyle hastaneye başvurmada çekindi ya da bu süreçte tedaviye ihtiyaçlarının olduğunu fark edemedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bizim ülkemizde depresyon ve anksiyete oldukça yaygın. Belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı bozukluklarında görülen yaygın bir durumken, pandeminin ve pandemi yönetimindeki yetersziliklerin getirdiği belirsizlikler, kaygı bozukluğu olmayan kimselerde de haliyle ciddi kaygıya neden oldu. Eve kapanma ve açılma dönemlerinde yaşanan güçlükler ve riskler, uygulamalardaki ani değişiklikler, bilgi kirlilikleri hepimizin psikolojisini olumsuz etkiledi. Tüm bunlar genetik yatkınlığı olanlarda ya da önceden/hâlihazırda ruhsal rahatsızlığı olanlarda depresyon, anksiyete bozukluklarını ortaya çıkardı/belirtileri kötüleştirdi. Bu artışta sadece hastalanma korkusunun etkili olduğunu söylemek yanlış olur. Salgınla birlikte değişen hayat düzeni, ekonomik kriz, kadınlar, çocuklar, LGBTİ+lar, mülteciler, yaşlılar, engelliler vb&nbsp;&nbsp;‘kırılgan grupların’ eskisinden daha da fazla ayrımcılık ve hak ihlaline maruz bırakılmasına ve örselenmesine neden oldu. Ülkemizdeki ruhsal zorlanma ve bozukluklarının artışında İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması sonrası kadına ve çocuğa yönelik şiddetin, istismarın artması da etkili.&nbsp;&nbsp;Uygulamaların kimi zaman tutarsız, keyfi ve değişken olması, insanların işlerini kaybetmesi, 65 yaş ve üzeri bireylerin sağlıkları bozulacak koşullarda, geçersiz nedenlerle evde tutulması, kadına ve çocuğa yönelik ihmal ve şiddetin artması, eğitimin sekteye uğraması, yoksulluk, işsizlik gibi birçok nedenden dolayı toplumun büyük kesiminin ruh sağlığı olumsuz etkilendi. Kaygı bozukluğunun ve depresyonun artmasında insanların olağan tedavilerinin aksamasının da etkisi var. İnsanlar salgın nedeniyle hastaneye başvurmada çekindi ya da bu süreçte tedaviye ihtiyaçlarının olduğunu fark edemedi.</p>



<p>Kaygı bozukluklarında kişi tehdidi olduğundan daha büyük kendi baş etme kapasitesini de olduğundan daha yetersiz algılar. Oysa yaşadıklarımız, çoğumuzun olanları böyle yorumlamamıza yetti de arttı.&nbsp;&nbsp;Kaygı bozukluklarında bu belirsizliğe tahammülsüzlük durumu ve algılanan genel tehdidin yüksek olması, kaçınma ve işlevsel olmayan güvenlik sağlayıcı yöntemler uygulamalarına yol açar, kişilerin baş etme kapasitesini de düşürür. Depresyon biyolojik yatkınlık olduğunda, diğer hazırlayıcı ve tetikleyici etkenlerle ortaya çıkan bir tablo. Benzer zorlanmalar yaşayan herkes depresyona girmiyor. Ancak pandeminin çok uzun sürmesi ruhsal, sosyal, ekonomik, kültürel etkenler bir araya geldiğinde kaçınılmaz olarak depresif durumları arttırdı. Özellikle sağlık çalışanlarında ve hizmet sektöründe çalışan işçilerde tükenmişliği çok gördük. Bu süreçte panik bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, depresif bozukluklar, alkol-madde kullanım bozuklukları, ilişki sorunları yanı sıra kronik ruhsal rahatsızlıklarda alevlenmelere tanık olduk. Ruhsal destek sistemlerine gereksinim arttı. Sosyal destek sistemleri, ruh sağlığımız açısından çok önemli. Aksine kapanma dönemlerinde ve yaşam biçimlerimizin hayli değiştiği bu süreçte yalnızlaştık. İletişim kurma becerilerimiz ve sosyal reflekslerimiz zayıfladı. Birbirimizi gözetmeyi ve dayanışmayı ihmal etmemeliyiz. Kişiler kendilerinde işlevsellikleri bozacak bir tablo hissettiklerinde mutlaka bir psikiyatriste başvurmalı, yardım aramaktan kaçınmamalıyız. Tedavi gerektiren bir durum olup olmadığı bu şekilde anlaşılabilir. Tedavi ilaç tedavisi de olabilir psikoterapi de olabilir. Tüm bunlar uzman ve yetkin kişilerce uygulanabilir. Tedavi ve kontrollerin aksatılmaması da bir o kadar önemli. Okulların açık kalması, son derece yetersiz olan koşulların düzeltilmesi, örselenen çocukların tespit ve rehabilitasyonu ve eğitim hayatından kopan çocukların geri kazandırılmasına mutlaka öncelik verilmeli. &#8220;Kırılgan gruplara&#8221; yönelik eylem planları oluşturulmalı, rehabilitasyonları sağlanmalı. İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelerin yürürlükte kalması ve işler olması için mücadele verilmeli.</p>



<p>Bunca olumsuzluğa karşın sosyal medyanın da gücüyle, toplumsal dayanışmanın ve sağlıklı bilgi ve hizmetlere erişimin de arttığını hatırlamakta yarar var. Ruh sağlığımızı koruyabilmek ve uygun yaklaşımlara erişebilmek için, kulaktan dolma bilgilerden ve kaygıyı, olumsuzluğu yaygınlaştıran paylaşımlardan uzak durmak çok önemli. Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Psikologlar Derneği gibi mesleki birliklerin Web siteleri ve sosyal medyadaki paylaşımları, toplumsal farkındalık, bilinçlenme ve yönlendirme için oldukça geniş bir arşive sahip.</p>



<p> Dr. Arzu Erkan</p>



<p>Psikiyatr, Psikoterapist, Yazar</p>



<p>İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Görevlisi</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>KENDİMLE KARŞILAŞMALAR</title>
		<link>https://arzuerkan.net/2832-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 23 Jan 2023 14:28:48 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://arzuerkan.net/?p=2832</guid>

					<description><![CDATA[&#160; İnsan olmaya dair haller… &#160; Yaşamdaki en önemli hatta tek önemli şeyin kendimiz olduğuyla ilgili hiç durmaksızın yeni argüman üretilen günümüz kişisel gelişim furyasının içinde gerçekten dönüp kendimize bakabiliyor muyuz? Başka yaşamlardan, farklı insanlardan bir şeyler öğrenmeye, onlara saygı duymaya açık mıyız? Başkalarına kulak veriyor muyuz?&#160; Dinlesek bile laf olsun diye; yargılamak, acımak, açık [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<figure class="wp-block-table"><table><tbody><tr><td>&nbsp; <strong><em>İnsan olmaya dair haller…</em></strong> &nbsp; Yaşamdaki en önemli hatta tek önemli şeyin kendimiz olduğuyla ilgili hiç durmaksızın yeni argüman üretilen günümüz kişisel gelişim furyasının içinde gerçekten dönüp kendimize bakabiliyor muyuz? Başka yaşamlardan, farklı insanlardan bir şeyler öğrenmeye, onlara saygı duymaya açık mıyız? Başkalarına kulak veriyor muyuz?&nbsp; Dinlesek bile laf olsun diye; yargılamak, acımak, açık aramak için ya da başka gizli ajandalarla mı dinliyoruz? &nbsp; İnsanın kendine bakması, kendini olduğu gibi görmesi, kendini anlaması ve giderek kendiyle barışması çokça çaba ve zaman gerektiren, üzerine çalışılması gereken bir süreç… <br><br>Psikiyatr Arzu Erkan <strong><em>Kendimle Karşılaşmalar</em></strong> adlı kitabıyla bu yolda bir adım atmamız için elimizden tutuyor. Okurlarına bambaşka yaşamlara ve yaşamın bambaşka boyutlarına bakma fırsatı vererek insanlığın türlü halleri üzerine düşünmek ve nihayetinde daha derin bir farkındalık kazanmak için bir ışık yakıyor.&nbsp; &nbsp; <em>“Bu kitabın içinde yer alan öykü ve anekdotlar, yıllar süren eğitimlerden, psikiyatri, psikoloji, sosyoloji, psikoterapi alanındaki bilimsel araştırma ve yayınlardan, beni sanatla buluşturan eserlerden; akademik, mesleki ve yaşamsal deneyimlerden, türlü tanıklık ve gözlemlerden süzülüp meydana geldiler.”</em> &nbsp; Bu kitap kendi ruh sağlığı üzerinde çalışan ya da ruh sağlığı alanında hizmet veren herkes için ileri okumalar yapmaya, yaşananlara başka gözlerle bakmaya alan açacak. &nbsp; Arzu Erkan’ın yazdığı <strong><em>Kendimle Karşılaşmalar </em></strong>Karakarga Yayınları’ndan çıktı.  <strong>&nbsp;</strong> <br><br><strong>Arka Kapak Yazısı:</strong> &nbsp; Çocuklarıyla ilişkileri hasarlı babaların, “iyi” bir anne olmak için didinirken annesine dönüşmekten korkanların, hiç beklenmedik bir anda öğrencisinin hayatını değiştiren öğretmenlerin, aşkı çok geç bulanların, bir türlü bulamayanların, aldatılanların, aldatanların, “öteki”lerin, “makbul olmayan”ların, hiçbir yere ait hissedemeyenlerin, şiddete maruz bırakılanların, hayatta kalanların, geride kalanların, umudunu kaybedenlerin, neşesi çalınanların, yetinemeyenlerin ve mutluluğu arayanların hikâyelerinden yola çıkan Psikiyatr Arzu Erkan, okurlarına geniş ve içten bir yaşam kılavuzu sunuyor. Empati, haset, öfke, keder, umut, aşk, cinsellik ve bize dair birçok duygunun temeline yolculuk edeceğiniz bu kitapta sizi pek çok karşılaşma bekliyor. Zor ama belki de artık zamanı gelmiş bir karşılaşma. &nbsp; <br><br><strong>Yazar Hakkında:</strong> &nbsp; UZM. DR. ARZU ERKAN, Akşehir Anadolu Lisesi’nden 1996 yılında mezun oldu. Tıp Fakültesi eğitimini 2003, psikiyatri ihtisasını 2010 yılında Ege Üniversitesi’nde tamamladı. İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde doktor öğretim görevlisidir. <br><br>Türkiye Psikiyatri Derneği (TPD) ve Anadolu Psikoterapi Derneği’nin (APD) Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler (BDT) eğitimcilerindendir. Academy of Cognitive Therapy (ACT) tarafından “Sertifikalandırılmış Bilişsel Davranışçı Terapist” ve “International Diplomat” unvanına layık görüldü. Uluslararası Şema Terapi Derneği, Bağlamsal Davranışçı Bilimler Derneği, Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği ve Dr. Russ Harris tarafından verilen Kabul ve Kararlılık Terapisi ve Mindfulness eğitimlerini tamamladı. Cinsel Terapist olarak The European Federation of Sexology &amp; The European Society for Sexual Medicine tarafından verilen “International Psychosexual Therapist” unvanına hak kazandı. &nbsp; <br><br>TPD Erişkinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) Çalışma Birimi (ÇB) koordinatörüdür.&nbsp; TPD&nbsp;&nbsp;Medya ve Ruh Sağlığı ÇB eş koordinatörlüğünü yürüttü (2020-2022). TPD DEHB, Kadın ve Ruh Sağlığı, Telepsikiyatri, Cinsellik&nbsp; ve&nbsp; Cinsel&nbsp;Bozukluklar, Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi çalışma birimleri üyesidir.<br><br>World Human Relief Karanlığı Arala projesinin Türkiye Ruh Sağlığı Koordinatörlüğünü yürüttü (2020). TPD Kaygıyı Değil Dayanışmayı Bulaştırın (2020), Teknolojik Anneler, Pandemide Stres ile Baş Etme (2021), Kız Başına Platformu Cinsel Şiddetle Mücadele Projesi (2021), Şiddete Karşı Farkındalık Senaryo ve Kısa Filmleri, Kadın Hekimler Eğitime Destek Vakfı (KAHEV) (2020- 2021) projelerinde eğitici/konuşmacı/senarist olarak rol aldı. TPD Sosyal Medya Kurulu’nda görev aldı (2019). &nbsp;<br><br>Journal of Cognitive Behavioral Psychotherapy and Research ve&nbsp;Current Research and Reviews in Psychology and Psychiatry Dergisi yayın danışma kurulu üyesidir. Türk Tabipleri Birliği Kadın Hekimlik ve Kadın Sağlığı Komisyonu, TPD, İzmir Tabip Odası, APD, ACT, KAHEV, Kognitif ve Davranış Terapileri Derneği, Bilişsel Davranışçı Psikoterapiler Derneği, Aids ve Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar Derneği üyesidir. &nbsp; <br><br>“TPD Telepsikiyatri Rehberi” yazarlarındandır. Nobel Akademik Yayıncılık tarafından yayımlanan Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB)– Ruh Sağlığı Çalışanları, Alan Uzmanları, Öğrenciler ve Aileler İçin Kuramdan Uygulamaya kitabında Erişkinde DEHB Tedavisinde BDT ve Erişkinde DEHB Tedavisinde Şema Terapi bölümlerini; Klinik Uygulamada Bilişsel Davranışçı Terapi I’de Özgül Fobi Tedavisinde BDT ve Sosyal Fobi Tedavisinde BDT bölümlerini; Klinik Uygulamada Bilişsel Davranışçı Terapi II’de Erişkin DEHB Tedavisinde BDT Uygulamaları bölümünü; Hangi Terapi? &#8211; Ruhsal Zorlanmalara Karşı Etkili Psikoterapi Önerileri kitabında BDT’yi anlamak ve anlatmakta metaforlar bölümünü yazdı. Nobel Akademik Yayıncılık tarafından yayıma hazırlanan Online Psikoterapiler Başvuru Kitabı’nda Online BDT bölümünün ve TPD tarafından yayıma hazırlanan Telepsikiyatrinin Temel İlkeleri’nde: Çevrimiçi BDT bölümünün yazarıdır. &nbsp; <br><br>Çeşitli gazete ve dergilerde yazı ve röportajları yayımlandı. TV, radyo, Youtube, Podcast ve sosyal medya kanallarında çeşitli programlara ve üniversitelere konuk edildi. Psychologies Türkiye Dergisi, Psikeart Dergisi, Rağmen Kitap Dizisi ve Bavul Dergi yazarlarındandır. Ruh sağlığı alanında toplumu bilgilendirmeye yönelik “Kendimle Karşılaşmalar” isimli bir podcast ve Youtube kanalı vardır. TEDxWomen konuşmacısıdır. &nbsp; İnsan davranışı, ilişkiler, ruh sağlığı, psikoterapiler, mindfulness ve toplumsal cinsiyet eşitliği konularında kurs, seminer ve atölye çalışmaları düzenlemekte; medya ve yeni medyada, bilimsel kongrelerde ve sosyal sorumluluk projelerinde, eğitmen/konuşmacı/yazar/danışman olarak görev almaktadır.&nbsp; &nbsp;<br><br><strong>KARAKARGA YAYINLARI</strong> <strong>Tel. (0) 212 252 2242 Faks: (0) 212 252 2243</strong> <strong><a href="http://www.destekdukkan.com/">www.destekdukkan.com</a></strong></td></tr><tr><td>&nbsp;</td></tr></tbody></table></figure>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Flört şiddeti</title>
		<link>https://arzuerkan.net/flort-siddeti/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 20 Jul 2020 20:07:00 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<category><![CDATA[flört şiddeti]]></category>
		<category><![CDATA[ifşa]]></category>
		<category><![CDATA[istismar]]></category>
		<category><![CDATA[love-bombing]]></category>
		<category><![CDATA[psikolojik şiddet]]></category>
		<category><![CDATA[taciz]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2305</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[


<div class="et_pb_section et_pb_section_0 et_section_regular" >
				
				
				
				
					<div class="et_pb_row et_pb_row_0">
								<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_0  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_0  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Flört şiddeti nedir? Flört şiddeti hangi şekillerde gerçekleşiyor?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Herhangi bir yakın ilişki yani romantik ilişki veya cinsel ilişki paylaştığınız kişinin size, ya da sizin ona ya da ikinizin birbirinize fiziksel, ruhsal, cinsel, sanal herhangi bir alanda şiddet uygulamanız flört şiddeti olarak tanımlanabilir.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Bir şeyin davranışın flört şiddeti olduğunu nasıl anlarız?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Şiddet tanımları bazen çok muğlâklaşabiliyor. Örneğin tecavüz, darp ya da fiziksel başka şiddet varsa bunlar şiddet olarak dikkate alınabiliyor ancak bunun dışında psikolojik ya da dijital şiddet görünmez olabiliyor. Şiddetin tanımı aslında kişiye rahatsızlık ve zarar verip vermemesiyle ilgili. Örneğin işyerindeyken yarım saatte bir sevgilinizin sizi araması sizin çok hoşunuza gidiyorsa, bu güzel bir ilişki olabilir, buna bu aşamada şiddet denilemez. Ancak her yarım saatte bölünmek sizi rahatsız ediyorsa, uyarmanıza rağmen ısrarlı aramalar devam ediyorsa, partnerinizin sizi kıskandığı için sizi sürekli arayarak kontrol etmesi flört şiddeti tanımına giriyor. Kısaca, kişilik haklarınıza bir saldırı varsa, özgürlük alanınızı kısıtlıyor, eşitsiz hissettiriyorsa, baskı ve tahakküm varsa orada şiddetten bahsediyor oluyoruz.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Son günlerde love-bombing konuşulmaya başlandı. Bunu da sormak isterim. Yaşarken bunun şiddet olduğunu anlamıyoruz.</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>“Love-bombing”de hedefe odaklı, kişiyi ele geçirmek, tahakküm altına almak üzerine tasarlanmış ilgiye boğma, göklere çıkarma ve çok kısa süre sonra bu ilgiyi birden bire geri çekme yaşanıyor. “ İlişkinin ilk zamanlarındaki o yüksek duygular hangi ilişkide azalmıyor ki” deniyor. Bu öyle bir şey değil. Bu partnerini şaşkınlığa uğratacak derecede bir anda geri çekilme, hatta kendini aşırı suçlu ve değersiz hissettirme biçiminde bir hamle oluyor. Daha sonra maruz kalanın ruhsal olarak kötü etkilenmesi, ya da bir nedenle ilişkiden uzaklaşması ile love bombing yapan kişi yeniden karşıdakini sevgiye boğuyor. Tekrar yükseltme, sonra tekrar yükselttiği yerden aşağıya bırakma ve çakılmasını seyretme şeklinde bir gel- git oluyor. Klasik ilişkilerde aşkın yerini sevgiye bırakıp, duygusal yoğunluğun biraz daha sakinleşmesi gibi bir durum değil. Bu da şiddetin çok sinsi ve örtük bir formu.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Bunu nasıl ayırt edeceğiz?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Bunu ayırt etmek, psikolojik şiddeti anlamak diğer şiddet türlerinden daha zor. Kişiler bazen şiddet döngüsünün içinde yer aldığını, ilişki bitip aradan altı yıl geçtikten sonra, bir başkasının benzer bir deneyimini okurken fark edebiliyor. Yani ilişkinin içerisinde anlaması her zaman kolay değil. Size açık şiddet uygulamasa bile partnerinizin şiddet eğilimli olduğunu gözlemek mümkün. Şiddetin bir türünü uygulayan kişi genelde başka türlerini de uyguluyordur. Partneriniz küfürlü konuşuyor, eşyaları tekmeliyor, insanlara zarar vermekle ilgili söylemlerde bulunuyor, ya da kendisine zarar veriyorsa, öfke kontrol sorunu ve şiddet eğilimi olduğunu varsayabilirsiniz. Bu konuda sivil toplum örgütlerinin herkese açık bilgilendirme materyallerini okuyarak fikir sahibi olabilir, güvendiğiniz kişilerle durumunuz hakkında görüş alışverişinde bulunabilirsiniz. Şiddet işaretleri gözlemiyorsanız dahi ilişkinizde bir şeylerin yolunda gitmediğini seziyor ve yıpranıyorsanız bu konuda deneyimli bir terapiste ya da hukukçuya danışarak içinde bulunduğunuz durumun tahlilini yapabilirsiniz.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>En çok eleştirilen ve üzerinde konuşulan konulardan biri şiddet görülen ilişkinin devam ettirilmesi. Şiddet içeren bir ilişkiyi insanlar neden sürdürüyor?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Şiddet toplumuzda çok yaygın. Şiddet kültürünün içinde büyüdüğümüz için çok aşinayız. İçinde büyüdüğünüz ailede ebeveynleriniz arasında şiddet varsa ya da size şiddet uygulanmışsa, bundan üç gömlek daha iyi bir tabloyu şiddet olarak yorumlamama eğiliminiz oluyor. Çocukluğunda şiddet gören ya da şiddete tanıklık eden bireylerin, erişkin yaşamda şiddet görecekleri ilişkilerin içine mıknatıs gibi çekildiklerini görüyoruz. Ataerkil kültürlerde erkeğin sinirli, öfkeli olması olağan kabul edildiği için eril şiddet davranışlarına göz yumuluyor. “Zaten yapmayan var mı ki”, “biraz sinirlenince üzerine yürümeyen erkek var mı ki?” gibi bir toplumsal cinsiyet kurgusuyla büyüyoruz. Eril olana şiddet yakıştırılıyor ki genelde şiddeti erkek uyguluyor. Buna karşın “eril şiddet faili” olmak için erkek olmak da gerekmiyor, her var oluştan insan şiddet faili olabilir. Yani ne kadar karşı olduğumuzu söylersek söyleyelim -bir erkek ne kadar profeminist erkek olursa olsun- eğer zihnimizde bu şiddet kodları varsa, şiddet davranışı ansızın kendisini gösterebiliyor. “Bir ilişkide şiddet varsa maruz kalan ilişkiyi niye sürdürür?” diye baktığımızda “bu ilişki bitse başka ilişkimde yine olacak, erkekler böyledir” diye düşünüldüğünü, bir tür öğrenilmiş çaresizlik olduğunu görüyoruz. Bir başka neden de şiddeti “sınav dönemi gergin ondan, annesini kaybetti bu yüzden, ekonomik güçlükleri var ondan” gibi bir takım gerekçelere dayandırma eğilimi oluyor. Kişiler kendilerine iyi gelmeyen bu ilişkilerden gitmeyi bilmiyor. Şiddet döngüsü dediğimiz döngüye hapsoluyorlar. Şiddet uygulayanlar, her ne kadar şiddet uyguluyor olsalar da, bu onların yalnızca bir yönleridir. Bu kişiler çok sevgi dolu, merhametli, kültürlü, eğitimli olabilirler. Sizinle çok iyi ilgileniyor olabilirler, yani bu kimselerin oldukça iyi özellikleri de vardır. İlişkide bir gerilim olduğunda şiddet ortaya çıkar, sonra özür dileme, telafi etme ve değişim için uğraşma aşaması oluyor. Her şeyin süt liman olduğu bir aşamada kişi ilişkiyi bitirmek için bir neden görmüyor. Üstelik toplumsal cinsel rolleri gereği şiddet gören kadının yine de affedici olması ve ilişkide kalması gerektiği yönünde bir kurgu varken&#8230; Ancak bir süre sonra şiddet davranışı herhangi bir gerilimde tekrar patlıyor. Sonrası özür, telafi, sessizlik,&#8230;Yani kişi sürekli şiddet görmüyor, iyi zamanlar da geçiriyor ve partnerine değişim için fırsat vermeye çalışıyor. Bu bazen yıllarca sürüyor, ancak partner nadiren değişiyor, genelde işler kötüye gidiyor, şiddetin dozu gitgide artıyor.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Yani değişeceğine inanıyor? Öyle bir ihtimal var mı?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Elbette kişi eğer değişmek isterse var. Şiddet eğilimi hepimizin içinde var. Değişme niyeti ve isteği varsa ve destek alırsa kişilerin dönüşme ihtimali var. Ama buradan şiddetin bir hastalık olduğu anlamı çıkmamalı. Şiddet bir hastalık değil, bir suçtur. Söylediğim, kişinin suçunu ortadan kaldırır bir şey değil ama rehabilitasyonu mümkün.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Şiddet gören kişilerin ilişkiden gidemiyor olmasının ayrıca şöyle bir boyutu da var; Şiddet uygulayan kişi maruz kalanı öyle kolay bırakmıyor. Tehdit eden var, şantaj uygulayan var. Ya da maruz kalan ifşa etmekte ve hukuki haklarını aramakta zorlanabiliyor. Çünkü bazı şiddet davranışlarının delili yok. “Kadının beyanı esastır” diyoruz ama ülkemizde yasaların uygulanışıyla ilgili ciddi sıkıntılar oluyor. Pek çok maruz kalanın kendi yakın çevrelerinden ya da kendi avukatlarından bile yeterli desteği alamadıklarını hatta kösteklendiklerini görüyoruz. O yüzden dayanışmayı, kadın örgütlerinin yaptığı bilgilendirme toplantılarını ve sosyal medyanın gücünü çok önemsiyorum. Birçok kişiye nasıl baş edebileceklerini gösterebileceği araçlar sunuyor.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Kadını beyanı esastır meselesinde biraz tartışılır bir durum var. Kadın şiddet görmediği halde şiddet gördüğünü söyleyemez mi?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Yangın ihbarı da sahte olabilir ancak bu olasılık, itfaiyenin yangın ihbarına itibar etmeyeceği ve verilen adrese doğru yola çıkmayacağı anlamına gelmez. Elbette insanlar her davranışı sergileyebilecekleri gibi iftira da atabilirler. Haksız yere suçlama durumu olabilir. Ama her olayda mı kadın iftira atıyor ve fail masum? Bu doğal hayatın akışına aykırı. Burada kazanıma bakmak lazım. Kadın bunu ifşa ettiğinde ne kazanıyor? Bir kere failin değil, beyanda bulunanın saygınlığı sorgulanıyor, bütün özeli ortaya dökülüyor. Bir insan sırf birini karalamak uğruna neden durduk yere hayatını zehir etsin ki? Burada şöyle bir varsayım yatıyor; “Erkek itibarlı bir konumda kadın da yalancı. Kadının beyanı hep güvenilmez erkeğin de öyle müthiş bir itibarı var ki kadın geliyor onu değersizleştirmeye çalışıyor.” Bu çok kibirli bir yerden bakan eril bir yüceltme, büyük bir hadsizlik. Erkeğin değil herkesin itibarı var. Bir erkeğin konumu, geldiği yer, ünlü olup olmaması onu daha itibarlı yapmıyor. Bir kadının şiddet ya da cinsel istismara uğradığı şeklindeki asılsız bir iftira atma olasılığı, buna maruz kalma olasılığında kat be kat düşüktür.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Taciz, kur ya da flört… Bunlar arasında nasıl bir ayrım var?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Kur hoşlandığımız bir bireyi etkilemek için yaptığımız davranışlar. Karnımızda kelebekler uçuştuğunda daha güzel görünmek isteriz, onun gittiği yerlere gitmek karşısına çıkmak isteriz, beraber bir kahve içmek isteriz. Kur ilişkiyi başlatan aşamadaki çaba. Kur yapılan kişi bundan hoşlanıyorsa bu “kur”dur Flörtte de bir karşılıklılık vardır. Yani aranızda zaten bir ilişki vardır. Taciz ne yazık ki bazen insanların kur zannettiği bir şey olabiliyor. Tacizde biri size kur yapıyor. Siz kibarca reddediyorsunuz. Bu durumdan sonra kişinin geri çekilmesi, durdurması gerekiyor. Bunu durdurmuyorsa, rahatsızlık vermeye başlıyorsa ısrarlı takipten, tacizden bahsediyoruz. Ben böyle söylediğimde sosyal medyadaki bazı erkeklerden “Siz ahlakçısınız, o zaman kimse birbiriyle ilişkiye giremez” gibi eleştiriler alıyorum. Çünkü erkeğin ısrarcı olmasının, kadının da naz yapmasının normal olduğunun öğretildiği kültürden geliyoruz. Dolayısıyla erkekler hayır mesajını algılayamıyor.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Kadınlar da gerçekten ısrarlı mı diye görmek istemiyor mu?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Evet, kadınlara da “kız evi naz evidir, erkektir hevesi çabuk geçer’ öğretiliyor. Yani eski bilgiyle yeni insanlar olarak bir şeyler kurmaya çalışıyoruz. Bilgiler değişiyor artık kadınlar nazlandıkları için hayır demiyor istemedikleri için “hayır” diyor, fazla ısrardan hoşlanmıyorlar. Ya da bazı erkekler ısrarcı olmak istemiyor, nazdan hoşlanmıyor, netlik arıyorlar. O yüzden açık iletişimden yana olmak ve karşısındakinin rızası ve onayı olmayan davranışları durdurmak en sağlıklı çözüm.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Kadınların en çok duyduğu sözlerden biri “sen de istedin” diye düşündüm. Ya da “sen beni yanlış anladın” oluyor. İstemediğimizi belli etmekte mi zorluk çekiyoruz ya da sürekli yanlış mı anlıyoruz?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Yanlış anlamıyoruz, istemediğimizi karşı taraf algılayamıyor, sert tepki gösterince “yanlış anlamış” oluyoruz. Velev ki yanlış anlama potansiyelimiz var o zaman ona göre daha da ölçülü davranmaları, tepkilere kulak vermeleri ve ısrarcı olmamaları lazım.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Taciz ya da şiddet uygulayan erkeğin tanınmış ya da sevilen biri olması insanların bu duruma inanmasını niye zorlaştırıyor? “O yapmaz “ gibi bir cümle kalıbımız var? Kimin ne yapacağını nereden biliyoruz? Ya da bildiğimizi sandığımız bu duygunun nedeni ne?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Hatırlar mısınız bir dönem trafik canavarı diye bir kavram vardı, kamu spotları olurdu. Trafik kazaları insan hatalarıyla olmuyor da sanki bir canavar var, geliyor aramızdan birkaç tanesinin canını alıp gidiyor gibi algı yaratılıyordu. Oysaki trafik canavarı dediğin şey alt komşun, baban, annen, sen, ben, biziz. Canavar dediğinde oradaki sorumluluğu reddedip bir başka şeye atıyorsun. Failler de böyle, senin benim gibi insanlar. Oysa insanların kafasında” tacizci, istismarcı, sapık” diye bir kategori var ve bu canavarlar geliyorlar bizim çocuklarımızı kaçırıyor ve tacize, tecavüze maruz bırakıyorlarmış gibi, ciddi bir inkâr var. Failler sensin, benim, birimizin babası, amcası, abisi. İnsanlar kaldırılması zor olan gerçekle yüzleşemediği için bazı kimselerin bunu yapmayacağına inanmayı tercih edebiliyorlar.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Ayrıca istismar uygulayan kişilerin manipülasyon yetenekleri çok güçlü. Bu failler eğitimlerini, işlerini, makamlarını, ünlerini, zenginliklerini şiddet davranışlarına perde ediyorlar. İnsanların onlara inanacaklarını garantiledikleri için cesur davranıyorlar. Bu insanları çift kişilikli gibi düşünebilirsiniz. Yani o kişi sizin can dostunuzken bana tacizde bulunmuş olabilir. O nedenle bir kimse beyanda bulunduğunda, eğer aksi yönde bir tanıklığım yoksa ben kendi ailemden biri de olsa, çocuğum da olsa yapmamıştır diyemem. Hepimizin yapma olasılığımız var. O yüzden faili kollamakta aceleci olmamak lazım. Ve maruz kalanın beyanına saygı duymak, alan açmak ve destek vermek lazım</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Şiddet ya da taciz beyanında bulunmak kadınlar için o kadar da kolay değil. Çünkü genellikle ilk tepki “iftira atıldı” oluyor. Yani bir de inandırma sorunu yaşanıyor ve hedef oluyor. Bu durumda ne yapılmalı?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Hedef olmak zor ama şiddet uygulayan ile faille yaşamakta zor. İfşa ettiğinizde ya da sesinizi çıkardığınızda asıl değişim, dönüşüm orada başlıyor. Çünkü sizin anlattıklarınızı duyduğunda ya da okuduğunda “aynısını ben de yaşadım” diyen bir sürü kadın, çocuk, maruz kalan var. Dolayısıyla inanmayanlar, siz şiddet nedeniyle ölmüş olsanız da size inanmayacak. “O da orada bulunmasaymış”, “o da kocasını kızdırmasaymış”, “o giysiyi giymeseymiş” diyecek. Şiddeti meşrulaştıran bir sistem var ve bu kadının işini zorlaştırıyor. Bu sistemin içinde “kurban olmak var”, bir de ifşa ederek ya da şikâyette bulunarak, pek çok kadınla ve şiddet karşıtı bireyle dayanışıp, güçlenmek, faili uzaklaştırmak, başka kadınlara el vermek var. Sosyal medyada görüyoruz pek çok aktivist kadının şiddet geçmişi var. O şiddet yaşantısından ayakta kalmış, kendisini dönüştürmüş yarasını iyileştirmiş; şimdi başkalarına şifa olmaya çalışan bir sürü insan var. Çok basit bir cümle, basit bir hareket birçok kişiye kocaman bir meşale olabiliyor. O yüzden kadınlara, bu riskleri ve saldırıları göze alıp, şiddet deneyimlerini ve faili açık edebildikleri için şükran duyuyorum. Bu, açık edemeyen kişilerin yanlış bir şey yaptığı anlamına gelmiyor. Bu, hazır olunduğunda yapılacak bir şey. Herkes ifşa edecek diye de zorunluluk yok. Bazen zamanını beklemek, bazen kendi içimizde demlendirmek, destek almak, bazen hiç ifşa etmemek de mümkün. Yolu ifşa ya da başka bir yol olur ama travmanın altında kalmamak, sorunu çözmek, hayatta kalmak için destek aramak önemli.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p><strong>Sosyal medyada şiddetin üretildiği alanlardan biri haline geldi. Bu durumla ilgili ne söylemek istersiniz?</strong></p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Hepimizin değiştiğini dönüştüğünü, öğrenmeye çalıştığını düşünüyorum. Hepimizin hatalar, yanlışlar yapabileceğimizi biliyorum. Özür dilemeyi, geri adım atmayı, telafi etmeyi deneyimlemeliyiz. Özellikle kamusal alanda ve sosyal medyadaki tutumlarımızda bunu örneklemeliyiz. Dilimizi dönüştürmeli, paylaşımlarımızla şiddeti yeniden üretmemeliyiz. Çünkü çok büyük şiddet kültürü oralardan besleniyor. İnsanların birbirine doğrudan yazabildiği, yüz yüze sergileyemeyeceği şiddet söylemlerini kolaylıkla gerçekleştirdiği, şiddetin yeniden yeniden üretildiği bir yer sosyal medya. Paylaşımlarımıza dikkat etmeli, birbirine zarar veren hesapları şikâyet etmeli, nefret söyleminde bulunan kişileri uyarmalı ve “bu bir şiddettir” demeliyiz. Sosyal medya aynı zamanda dayanışma ve doğru bilginin yayılması için de oldukça zengin bir kaynak, doğru ve etkin kullanarak, ifade ve haberleşme özgürlüğümüze sahip çıkmalıyız.</p>
<!-- /divi:paragraph -->

<!-- divi:paragraph -->
<p>Leyla Alp tarafından gerçekleştirilen bu söyleşi, Temmuz 2020 tarihinde Kadıköy Gazetesi’nde yayımlanmıştır.</p>
<!-- /divi:paragraph --></div>
			</div>
			</div>			
				
				
			</div>		
				
				
			</div>


]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>ERİŞKİN BİREYLERDE DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU VE YAKIN İLİŞKİLER</title>
		<link>https://arzuerkan.net/dehb-eriskin/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 28 Apr 2020 09:59:59 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Dikkat Eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[adhd]]></category>
		<category><![CDATA[aile terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[çift terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2243</guid>

					<description><![CDATA[]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><div class="et_pb_section et_pb_section_1 et_section_regular" >
				
				
				
				
					<div class="et_pb_row et_pb_row_1">
								<div class="et_pb_column et_pb_column_4_4 et_pb_column_1  et_pb_css_mix_blend_mode_passthrough et-last-child">
				
				
				<div class="et_pb_module et_pb_text et_pb_text_1  et_pb_text_align_left et_pb_bg_layout_light">
				
				
				<div class="et_pb_text_inner"><h1><strong>ERİŞKİN BİREYLERDE DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU VE YAKIN İLİŞKİLER</strong></h1>
<p>Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB); dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileriyle seyreden nöro-gelişimsel bir bozukluktur. DEHB çocuklukta başlar ve olguların %65-70’inde erişkin yaşamda da görülür. DEHB, milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. DEHB tanılı yetişkinlerin %89-98’inin; duygu düzenleme, zaman yönetimi, organizasyon, güdülenme, yoğunlaşma ve öz disiplini kapsayan yürütücü işlevlerinde yetersizlikler olduğu düşünülmektedir. DEHB belirtilerinden dolayı yakın ilişkiler; iş, aile, eğitim yaşamı, bütçe yönetimi, sağlık, öz bakım, ebeveynlik, araç kullanma, yasalar ve topluma uyum gibi pek çok alanda önemli oranda yeti yitimi meydana gelir. DEHB tanısı olanların yaşamlarını ve ilişkilerini yeniden düzenleyebilmeleri için ilaçlarla birlikte psikoterapilere gereksinimleri vardır. DEHB sadece tanı alan kişinin değil birlikte yaşadığı kişiler, eş ve ailenin de sorumluluk alması gereken bir tablodur.</p>
<p>DEHB’li bireylerin ruhsal ve bedensel sağlıklarına gösterecekleri özen; ev ve iş yaşantılarını, kişiler arası ilişkilerini düzenlemeleri; yasalar ve topluma uyum konuları önemlidir.</p>
<h2><strong>DEHB tanılı bireylerin sorun yaşayabilecekleri alanlardan bazıları aşağıda belirtilmiştir. </strong></h2>
<ul>
<li>Dikkat ve odaklanma güçlüğü</li>
<li>Organizasyon ve planlama güçlüğü</li>
<li>Dikkat dağınıklığı ile baş etme</li>
<li>Anksiyete ve depresyon belirtileri ile baş etmekte güçlük</li>
<li>Kaytarma, erteleme ve kaçınma davranışları</li>
<li>Engellenmeye tahammülsüzlük</li>
<li>Öfke denetimi alanlarında sorunlar</li>
<li>Artmış kişiler arası ilişkiler sorunları</li>
<li>Artmış aile içi çatışmalar ve şiddet riski</li>
<li>Ev içi görev paylaşımlarında sorunlar</li>
<li>Ebeveyn sorumluluklarını yerine getirememe</li>
<li>Bireysel sorumluluklarını yerine getirememe</li>
<li>Sigara alkol madde sedatif &#8211; hipnotik uyarıcı kötüye kullanımında artış riski</li>
<li>Yeme, içme, öz bakımda yetersizlikler</li>
<li>Hareketsizlik, uykusuzluk, obezite, riski nedeniyle bağışıklıkta düşüş; ek hastalıklarda artış riski</li>
<li>Evden çalışma zorunda kalmanın getirdiği uyum sorunları</li>
<li>Bilgisayar ve telefona uzun süre geçirmenin getirdiği bağımlılık sorunları</li>
<li>Uyaran fazlalığı ortam değişikliği gereği çelinebilirlikte artış</li>
<li>Yatma kalkma saatlerinde aksama</li>
<li>Kişisel hijyene ve tedbirlere karantinaya izolasyona uymakta güçlük</li>
<li>Kurallara uyumsuzluk</li>
<li>Tedaviyi aksatma</li>
<li>Tedaviye erişim güçlükleri</li>
<li>Sosyal izolasyon nedeniyle yaşanacak güçlükler</li>
</ul>
<h2><strong>DEHB ve Yakın İlişkiler</strong></h2>
<p>DEHB belirtileri nedeniyle; birlikte yaşamın getirdiği yükümlülükler, ebeveynlik sorumlulukları, bir işte çalışma, para kazanma, para yönetimi, kişisel sağlığına dikkat etme, otomobil kullanma, cinsellik, öfke denetimi ve şiddet davranışı gibi alanlarda yaşanan sorunlar, ilişkide çatışmalara neden olur. DEHB olanların boşanma oranlarının iki kata kadar daha yüksek olduğu ve daha az kalıcı ilişkiler kurdukları gösterilmiştir. DEHB tanılı biri ile evlenen eşler sıklıkla evlilik uyumu; aile işlevselliği, iletişim, duygulanım, ilişkideki roller ve sorun çözme alanlarında sıkıntı yaşadıklarını bildirmişlerdir. DEHB tanılı eşlerin %92’sı, ev işleri, zaman yönetimi, çocuk bakımı ve iletişim alanlarında eşlerinin işlev bozukluğu olduğunu ve bunları kendilerinin telafi ettiğini belirtmektedir. DEHB tedavi edilene dek her iki eş de hayal kırıklıkları, engellenmeler ve özgüven sorunları ve tükenmişlik ile baş etmek zorunda kalır. Pandemi döneminde pek çok aile içi sorunlar ve aile içi şiddet olaylarının arttığı bilinmektedir. Bu nedenle bu dönemde ilişkilerde ciddi sorunlar gözleniyorsa, uzaktan terapi yöntemleri ile ilişki terapisi alınmasında yarar vardır.</p>
<p><strong><a href="http://arzuerkan.net/dikkat-eksikli-i-hiperaktivite-bozuklu-u-dehb/">DEHB</a>’li Yakını İseniz</strong></p>
<p>Covid-19 salgını ile mücadele ettiğimiz bu zor dönemlerde toplumdaki diğer bireyler gibi, DEHB’li olan bireylerin stres yükünün arttığı tahmin edilebilir. Stres dikkat, odaklanma, planlama ve düzenleme alanlarında bozulmalara neden olabilir. Hastalıkla ilgili bilgi sahibi olun. Yakınınızın düzenlemekte güçlük yaşadığı alanlarda işbirliği yapabilir ona yardımcı olabilirsiniz. Stres yükünü azaltmaya çalışın. Yakınları olarak sizler onlara nasıl yardımcı olabileceğinizi sorup, düzenli bir yaşam oluşturmasında yardımcı olabilirsiniz (Eğer kendisi düzenlemekte zorluk yaşıyorsa belli saatte uyanma, yemek yeme, ilaçlarını alma, belli saatte yatma, işleri sıraya koyma gibi rutinlerinde yardımcı olabilirsiniz.) İlişkinizde üstesinden gelemediğiniz ciddi sorunlar gözleniyorsa, uzaktan terapi yöntemleri ile ilişki terapisi almayı düşünebilirsiniz.</p>
<p><strong>Dr. Arzu Erkan Yüce</strong></p>
<p><strong>Kaynaklar</strong></p>
<ol>
<li>American Psychiatric Association. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed). (DSM-5®). Arlington; VA: American Psychiatric Publishing, 2013.</li>
<li>Barkley RA, Murphy KR, Fisher M. ADHD in Adults: What the Science says. New York: Guilford Press, 2008.</li>
<li>Pera G, Robin AL. Adult ADHD Focused Couple Therapy: Clinical Interventions, (1th ed). New York: Routledge, 2016.</li>
<li>Erkan Yuce A. Erişkinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisinde Bilişsel Davranışçı Terapiler, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu El Kitabı içinde Editör: A. Şebnem Soysal Acar, Ankara: Nobel Kitabevi Ocak 2020.</li>
</ol>
<p><img decoding="async" class="wp-image-1132 aligncenter" src="http://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512-300x300.png" alt="psikiyatrist" width="100" height="100" srcset="https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512-300x300.png 300w, https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512-150x150.png 150w, https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512.png 512w" sizes="(max-width: 100px) 100vw, 100px" /></div>
			</div>
			</div>			
				
				
			</div>		
				
				
			</div></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>COVID-19 SALGININDA DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU OLAN  YETİŞKİN BİREYLER VE YAKINLARI İÇİN BİLGİLENDİRME</title>
		<link>https://arzuerkan.net/covid-19-salgin-dehb/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 23 Apr 2020 09:29:56 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Bağımlılık]]></category>
		<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat Eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Telepsikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[adhd]]></category>
		<category><![CDATA[çift terapisi]]></category>
		<category><![CDATA[corona]]></category>
		<category><![CDATA[covid-19]]></category>
		<category><![CDATA[dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu]]></category>
		<category><![CDATA[hiperaktivite]]></category>
		<category><![CDATA[korona]]></category>
		<category><![CDATA[online terapi]]></category>
		<category><![CDATA[pandemi]]></category>
		<category><![CDATA[psikoterapi]]></category>
		<category><![CDATA[salgın]]></category>
		<category><![CDATA[teleterapi]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2239</guid>

					<description><![CDATA[DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB); dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileriyle seyreden nöro-gelişimsel bir bozukluktur. DEHB çocuklukta başlar ve olguların %65-70’inde erişkin yaşamda da görülür. DEHB, milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. DEHB tanılı yetişkinlerin %89-98’inin; duygu düzenleme, zaman yönetimi, organizasyon, güdülenme, yoğunlaşma ve öz disiplini kapsayan yürütücü işlevlerinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU</strong></h1>
<p>Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB); dikkatsizlik, aşırı hareketlilik ve dürtüsellik belirtileriyle seyreden nöro-gelişimsel bir bozukluktur. DEHB çocuklukta başlar ve olguların %65-70’inde erişkin yaşamda da görülür. DEHB, milyonlarca kişiyi etkileyen ciddi bir halk sağlığı sorunudur. DEHB tanılı yetişkinlerin %89-98’inin; duygu düzenleme, zaman yönetimi, organizasyon, güdülenme, yoğunlaşma ve öz disiplini kapsayan yürütücü işlevlerinde yetersizlikler olduğu düşünülmektedir. DEHB belirtilerinden dolayı yakın ilişkiler; iş, aile, eğitim yaşamı, bütçe yönetimi, sağlık, öz bakım, ebeveynlik, araç kullanma, yasalar ve topluma uyum gibi pek çok alanda önemli oranda yeti yitimi meydana gelir. DEHB tanısı olanların yaşamlarını ve ilişkilerini yeniden düzenleyebilmeleri için ilaçlarla birlikte psikoterapilere gereksinimleri vardır. DEHB sadece tanı alan kişinin değil birlikte yaşadığı kişiler, eş ve ailenin de sorumluluk alması gereken bir tablodur.</p>
<p>Korona Virüs salgını ile mücadele ettiğimiz şu günlerde DEHB’li bireylerin ruhsal ve bedensel sağlıklarına gösterecekleri özen; ev ve iş yaşantılarını, kişiler arası ilişkilerini düzenlemeleri ve yasalar ve topluma uyum konuları daha da önem kazanmıştır.</p>
<h2><strong>DEHB tanılı bireylerin bu dönemde sorun yaşayabilecekleri alanlardan bazıları aşağıda belirtilmiştir. </strong></h2>
<ul>
<li>Dikkat ve odaklanma güçlüğü</li>
<li>Organizasyon ve planlama güçlüğü</li>
<li>Dikkat dağınıklığı ile baş etme</li>
<li>Anksiyete ve depresyon belirtileri ile baş etmekte güçlük</li>
<li>Kaytarma, erteleme ve kaçınma davranışları</li>
<li>Engellenmeye tahammülsüzlük</li>
<li>Öfke denetimi alanlarında sorunlar</li>
<li>Artmış kişiler arası ilişkiler sorunları</li>
<li>Artmış aile içi çatışmalar ve şiddet riski</li>
<li>Ev içi görev paylaşımlarında sorunlar</li>
<li>Ebeveyn sorumluluklarını yerine getirememe</li>
<li>Bireysel sorumluluklarını yerine getirememe</li>
<li>Sigara alkol madde sedatif &#8211; hipnotik uyarıcı kötüye kullanımında artış riski</li>
<li>Yeme, içme, öz bakımda yetersizlikler</li>
<li>Hareketsizlik, uykusuzluk, obezite, riski nedeniyle bağışıklıkta düşüş; ek hastalıklarda artış riski</li>
<li>Evden çalışma zorunda kalmanın getirdiği uyum sorunları</li>
<li>Bilgisayar ve telefona uzun süre geçirmenin getirdiği bağımlılık sorunları</li>
<li>Uyaran fazlalığı ortam değişikliği gereği çelinebilirlikte artış</li>
<li>Yatma kalkma saatlerinde aksama</li>
<li>Kişisel hijyene ve tedbirlere karantinaya izolasyona uymakta güçlük</li>
<li>Kurallara uyumsuzluk</li>
<li>Tedaviyi aksatma</li>
<li>Tedaviye erişim güçlükleri</li>
<li>Sosyal izolasyon nedeniyle yaşanacak güçlükler</li>
</ul>
<p><strong>COVID-19 SALGININDA DİKKAT EKSİKLİĞİ HİPERAKTİVİTE BOZUKLUĞU OLAN </strong></p>
<p><strong>YETİŞKİN BİREYLER VE YAKINLARI İÇİN BİLGİLENDİRME</strong></p>
<h2><strong>DEHB Olan Erişkinlerin COVİD-19’la Mücadelesini Destekleyecek Öneriler</strong></h2>
<p>Koronavirüsü salgını ve karantina süreci Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olan</p>
<p>bireylerin sağlıklılarına gösterecekleri özen, ev ve iş, okul yaşantılarını, kişiler arası ilişkilerini</p>
<p>düzenleme ve karantina kurallarına uyum konularında zorluklar yaşamalarına neden olabilir.</p>
<p>Bu zorluklarla baş edebilmelerine yardımcı olabilmek için DEHB olan bireyler ve ailelerine yönelik öneriler, Türkiye Psikiyatri Derneği Erişkin DEHB Çalışma Birimi adına hazırlanmıştır.</p>
<ol>
<li>
<h3><strong> Virüsün bulaşma yollarını öğrenin.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Virüsü almamaya, etrafa yaymamaya çalışın. Uzmanların uyarılarını takip edin. Fiziksel</p>
<p>mesafe, el yıkama, hijyen ve evde kalma önerilerine uyun. İnternetten doğru el yıkama,</p>
<p>maske takma kuralları ile ilgili videoları <a href="https://www.youtube.com/watch?time_continue=13&amp;v=FY4YazgGQP8&amp;feature=emb_logo-">izleyin.</a></p>
<ol start="2">
<li>
<h3><strong> İlaçlarınızı almaya devam edin.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Şimdi işe, okula gitmeyecek olsanız ya da yarı zamanlı çalışacak olsanız bile, ilaçlarınızı her</p>
<p>gün almalısınız; çünkü <a href="http://arzuerkan.net/dikkat-eksikli-i-hiperaktivite-bozuklu-u-dehb/">DEHB</a> ilaçları sürekli alındığında yararlıdır. İlaçların düzensiz kullanımı</p>
<p>ya da bırakılması durumunda organize olamama, unutkanlık, odaklanamama, düzensizlik,</p>
<p>dağınıklık, salgınla ilgili önlemlere ve ilgili yönergeleri uygulayamama, dürtüsellik nedeni ile</p>
<p>sosyal izolasyon uyarılarını uygulayamama durumları görülebilir.</p>
<ol start="3">
<li>
<h3><strong> Psikiyatri hekiminiz ile temas halinde kalın.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Tedavinizi ve kontrollerinizi yapan hekiminiz ile düzenli görüşmelerinizi aksatmayın. Acil</p>
<p>durumlar dışında bu görüşmeler için tercihen telefon/ e-posta/ telepsikiyatri/ online</p>
<p>görüşme yöntemlerini kullanabilirsiniz. Yeterli ilacınızın olduğuna emin olun ve ilaçlarınızı sizi</p>
<p>izleyen hekiminizle iletişim kurarak uzaktan görüşme sonrasında e-reçete olarak</p>
<p>yazdırabilirsiniz.</p>
<ol start="4">
<li>
<h3><strong> Günlük rutinleri koruyun ve gerekli olan yeni rutinler oluşturun.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Pandemi nedeniyle okulların kapanması, işten ayrılma, evden çalışma ya da işyerinin</p>
<p>kapanması gibi durumlar nedeniyle eğitim yaşamınızda, çalışma rutininizde ve aile</p>
<p>yaşantınızda değişikliler yaşıyor olabilirsiniz. Günü verimli kullanmak ve kendini meşgul</p>
<p>etmek için yeni düzenlemeler yapmanız gerekebilir. Rutinler önemlidir. Her zamanki rutininizi</p>
<p>korumaya ya da yeni durumunuza uygun yeni rutinler oluşturmaya çalışın (Yatma kalkma</p>
<p>saatlerinizin sabit olması, ev giysileri yerine günlük giysiler giymek, yeme içme mola</p>
<p>saatlerinizin belirli olması vb).</p>
<ol start="5">
<li>
<h3><strong> Güneş ışığı ve temiz hava alın, egzersiz yapın, sağlıklı beslenin ve düzenli uyuyun.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Hem fiziksel sağlığınız hem de DEHB belirtileriniz için egzersiz yararlı ve gereklidir,</p>
<p>odaklanmayı arttırır. Odayı havalandırmak, güneş ışığının içeri girmesini sağlamak, fiziksel</p>
<p>izolasyonu bozmadan bahçe ya da balkonda zaman geçirmek, düzenli hareket etmek yararlı</p>
<p>olacaktır. Sağlıklı uyku için TPD web sayfasında uyku ile <a href="https://www.psikiyatri.org.tr/TPDData/Uploads/files/UykuCOVID-18042020.pdf">ilgili</a> önerilerden yararlanabilirsiniz. DEHB aşırı ve hızlı yemeye neden olabileceğinden beslenmenize önem gösterin.</p>
<ol start="6">
<li>
<h3><strong> Çalışma alanınızı düzenleyin. </strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Evden çalışıyorsanız, iş için bir alan belirleyin. İster mutfak masasında, ister yatak odanızda,</p>
<p>sizin için neyin işe yaradığını belirleyin. Bu, çalışma sürecinde odaklanmanıza ve dikkatinizi</p>
<p>toplamanıza yardımcı olur. Evden çalışma kurumsal yapının ve iş arkadaşlarının desteğini</p>
<p>hissetmenizi engelleyebilir. İş odağınızın sürmesi için bir iş arkadaşı ya da yöneticinizle</p>
<p>düzenli bağlantı halinde kalın.</p>
<ol start="7">
<li>
<h3><strong> Evinizdeki dikkat dağıtıcı unsurları azaltın.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>İşinize odaklanmanız gereken zaman dilimlerinde, ev işlerine takılmamaya çalışın. Bir su</p>
<p>almak için mutfağa gittiğinizde kendinizi bulaşıkları yıkarken bulabilirsiniz. Bu dağılmaları</p>
<p>önlemek için bazı önlemler alabilirsiniz.</p>
<p>Kronometre ve hatırlatıcı kullanımı ile dikkatinizin çelinme riskini geciktirebilirsiniz. Dikkat</p>
<p>dağılmasını önlemek için; oturma düzenindeki değişiklikler (örneğin pencere önünde</p>
<p>oturmama, dikkat dağıtıcıları görüş açışından çıkarma), uygun aydınlatma ve gürültü için</p>
<p>yapılan değişiklikler (örneğin kulaklık kullanmak), iş ya da eğitimi verimli hale getirmek için</p>
<p>sık mola vererek, kısa ama etkin odaklanma süreleri sağlamak (“ara vermeliyim” kartları</p>
<p>oluşturmak, mola ve işe başlama zamanını hatırlatması için alarm ve kronometre kullanmak),</p>
<p>mobil telefonu uçuş moduna almak, televizyon, web tarayıcısı, dijital ileti bildirimlerini</p>
<p>çalışılan süre boyunca kapalı konuma almak, yapılabilecek bazı değişikliklerdendir.</p>
<ol start="8">
<li>
<h3><strong> Düzenli molalar verin.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Düzenli molalar vermek ve bunları planlamak günün akışını kolaylaştıracaktır. Kaç kez mola</p>
<p>vereceğinizi önceden planlayın ve bu zamanlara sadık kalın. Düzenli molalar, odaklanmanıza</p>
<p>ve dikkat dağıtıcı şeylerden kaçınmanıza yardımcı olacaktır.</p>
<ol start="9">
<li>
<h3><strong> Odağınızı korumaya çalışın.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>Verimsiz aşırı odaklanmalardan (hiperfokus) kaçının. Aşırı odaklanma DEHB’nin sık görülen</p>
<p>belirtilerindendir. Aşırı odaklandığınız bir etkinlik, daha önemli ve öncelikli bir başka işinizle</p>
<p>ilgili zaman ve enerji kaybına neden olabilir.</p>
<ol start="10">
<li>
<h3><strong> Zamanınızı yönetin.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>DEHB olan yetişkinler genellikle zaman yönetiminde güçlükler yaşarlar. Zamanı verimli</p>
<p>kullanmamak ya da açlık, tuvalet, uykusuzluk gibi bedensel ihtiyaçları fark edemeyecek kadar</p>
<p>yoğun çalışmak görülebilir. İkisi de üretken olmanın önünde bir engeldir. Telefonunuza ya da</p>
<p>saatinize zamanlayıcılar ayarlayın; bu düzenlemenin yardımı olur ve vücudunuza ihtiyaç</p>
<p>duyduğu mola vermek veya iş akışınıza bir projeden diğerine ihtiyaç duyulan geçiş için olanak</p>
<p>tanır.</p>
<ol start="11">
<li>
<h3><strong> Kişisel zamanınızı gözetin.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>İş ve kişisel zaman arasında sınırlara sahip olmayı unutmayın, evden çalışırken işler ve özel</p>
<p>yaşam birbirine kolay karışır. Bu nedenle, normalde 18.30&#8217;da iş bırakıyorsanız, dizüstü</p>
<p>bilgisayarınızı o saatte kapatın ve mesainizi bitirin. Çalışma alanınızdan uzaklaşarak başka bir</p>
<p>alanda dilediğini iş dışı bir etkinlikle uğraşabilir ya da dinlenebilirsiniz. Arkadaşlarınız ve</p>
<p>ailenizle sınırlar belirleyin. Onlara çalışma programınızı söyleyin ve o saatlerde sizinle</p>
<p>konuşmamalarını isteyin. Kapınıza rahatsız edilmek istemediğinizi belirten yazılar asabilir,</p>
<p>yanınıza uğrayabilecekleri, sizi arayabilecekleri saatleri belirtebilir, alarmlar kurabilirsiniz.</p>
<ol start="12">
<li>
<h3><strong> “Sosyal mesafe”nizi değil “fiziksel mesafe”nizi koruyun. Arkadaşlarınız ve aileleriniz ile </strong></h3>
</li>
</ol>
<h3><strong>zaman geçirin.</strong></h3>
<p>Sevdiklerinizle (güvenli bir mesafeden!) zaman geçirin. Sosyal etkileşime devam etmek,</p>
<p>sohbet etmek ve sosyal olarak topluma bağlı kalmak çok önemlidir. Evinizi ailenizle veya ev</p>
<p>arkadaşlarınızla paylaşıyorsanız, sohbet edebileceğiniz ve sosyal etkileşimleri</p>
<p>paylaşabileceğiniz bazı kişiler vardır; ancak yalnız yaşıyorsanız ve bu sosyal mesafeden</p>
<p>soyutlanmış hissediyorsanız, çeşitli uygulamalar ile canlı görüşmeler yapın, telefon edin</p>
<p>paylaşın. Benzer hisseden başkalarıyla konuşmak onların paylaşımlarını okumak ya da</p>
<p>dinlemek iyi gelebilir. Forumları inceleyebilir, destek gruplarına katılabilirsiniz.</p>
<ol start="13">
<li>
<h3><strong> Alkol, madde, sedatif, hipnotik, sigara kullanımınıza dikkat edin. </strong></h3>
</li>
</ol>
<p>DEHB ile alkol, madde ve sigara kullanımı arasında ilişki bulunmaktadır. Bu dönemde artan</p>
<p>gerginliğinizi azaltmak için alkol ve madde kullanımına başvurmanız sağlığınız için zararlıdır.</p>
<p>Sigara kullanımını azaltmak, mümkünse bırakmak için bir adım atabilirsiniz. Bu konuda daha</p>
<p>ayrıntılı bilgileri TPD web sayfasındaki önerilerde <a href="https://www.psikiyatri.org.tr/TPDData/Uploads/files/AlkolMaddeCOVID-16042020.pdf">bulabilirsiniz</a>.</p>
<ol start="14">
<li>
<h3><strong> Medya ve sosyal medya kullanımınızı sınırlandırın.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>COVID-19 pandemisine ilişkin haberleri ve sosyal medyayı takıntılı düzeyde takip etmeyin.</p>
<p>Etrafta süregiden tartışmaları gerektiğinden fazla dinlemek ve okumak çok zaman harcamaya</p>
<p>yol açabilir, doğru olmayan bilgilerin DEHB ile ilişkili sorunlarınıza yardımcı olmayacağı,</p>
<p>endişe ve korku üzerinden sizi işlevsiz bırakabileceği unutulmamalıdır.</p>
<h2><strong>DEHB Olan Birey ile Yaşayan Aileler İçin</strong></h2>
<ol>
<li>
<h3><strong> Birlikte yaşamı kolaylaştırın.</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>DEHB’ye bağlı empati güçlükleri ve inkar mekanizması nedeniyle bazı bireyler olayın</p>
<p>ciddiyetini anlamayabilirler. Alışkanlıklarını değiştirmesi güç olabilir. Önerileri, kuralları</p>
<p>uygulamayı reddedebilirler. Unutkanlık ikili ilişkiyi, ebeveyn çocuk ilişkisine çevirebilir.</p>
<p>Çiftler yapılacakları hatırlamak için iş bölümü ve planlar oluşturabilirler. “Ellerini yıka” yazan</p>
<p>yapışkan kağıtlar, hatırlatıcılar, yüzünüze dokunmamak için yüze bir bandana takılması</p>
<p>ağıza/burnuna dokunulmaması gerektiğini hatırlatacaktır. Evde arkadaşlarınızla yapacağınız</p>
<p>online grup sohbetleri evde kalınması gerektiği hallerde dışarı çıkılmasını engeller.</p>
<p>DEHB’li ebeveynler, çocuklarla zaman geçirme ve uzaktan eğitimi gibi görevlerine yardım</p>
<p>etmekte güçlük çekebilirler. Ebeveynler arası iş bölümleri yapılması işleri yoluna koymaya</p>
<p>yardımcı olacaktır.</p>
<ol start="2">
<li>
<h3><strong> DEHB’li yakını iseniz:</strong></h3>
</li>
</ol>
<p>İçinden geçtiğimiz bu zor dönemlerde toplumdaki diğer bireyler gibi, DEHB olan bireylerin</p>
<p>stres yükünün arttığı tahmin edilebilir. Stres dikkat, odaklanma, planlama ve düzenleme</p>
<p>alanlarında bozulmalara neden olabilir. Hastalıkla ilgili bilgi sahibi olun. Yakınınızın</p>
<p>düzenlemekte güçlük yaşadığı alanlarda iş birliği yapabilir, ona yardımcı olabilirsiniz. Stres</p>
<p>yükünü azaltmaya çalışın. Yakınları olarak sizler onlara nasıl yardımcı olabileceğinizi sorup,</p>
<p>düzenli bir yaşam oluşturmasında yardımcı olabilirsiniz (eğer kendisi düzenlemekte zorluk</p>
<p>yaşıyorsa belli saatte uyanma, yemek yeme, ilaçlarını alma, belli saatte yatma, işleri sıraya</p>
<p>koyma gibi rutinlerinde yardımcı olabilirsiniz). İlişkinizde üstesinden gelemediğiniz ciddi</p>
<p>sorunlar gözleniyorsa, uzaktan terapi yöntemleri ile ilişki terapisi almayı düşünebilirsiniz.</p>
<ol start="3">
<li>
<h3><strong><a href="http://arzuerkan.net/dehb-eriskin/"> DEHB</a> ve yakın ilişkiler:</strong></h3>
</li>
</ol>
<p><a href="http://arzuerkan.net/dikkat-eksikli-i-hiperaktivite-bozuklu-u-dehb/">DEHB</a> belirtileri, sürekli olarak evde kalmak, birlikte yaşamın getirdiği yükümlülükler,</p>
<p>ebeveynlik sorumlulukları, kişisel sağlığına dikkat etme, öfke denetimi ve şiddet davranışı gibi</p>
<p>alanlarda eşler arasında ve çocuklarla çatışmalara neden olabilir. Pandemi döneminde aile içi</p>
<p>sorunların ve aile içi şiddet olaylarının arttığı bilinmektedir. Bu nedenle bu dönemde</p>
<p>ilişkilerde ciddi sorunlar gözleniyorsa, uzaktan terapi yöntemleri ile ilişki terapisi alınmasında</p>
<p>yarar vardır.</p>
<p><strong>Hazırlayan: </strong>Dr. Arzu Erkan Yüce</p>
<p><strong>Düzenleyen: </strong>Dr.Beng Semerci</p>
<p><strong>Yayına hazırlayanlar:</strong> Dr. Yunus Hacımusalar, Dr. Koray Başar</p>
<p><strong>Kaynaklar:</strong></p>
<ol>
<li>American Psychiatric Association. Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorders (5th ed). (DSM-5®). Arlington; VA: American Psychiatric Publishing, 2013.</li>
<li>Barkley RA, Murphy KR, Fisher M. ADHD in Adults: What the Science says. New York: Guilford Press, 2008.</li>
<li><a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=Asherson%20P%5BAuthor%5D&amp;cauthor=true&amp;cauthor_uid=22377849">Asherson P</a>, <a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=Akehurst%20R%5BAuthor%5D&amp;cauthor=true&amp;cauthor_uid=22377849">Akehurst R</a>, <a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=Kooij%20JJ%5BAuthor%5D&amp;cauthor=true&amp;cauthor_uid=22377849">Kooij JJ</a>, et al. Under diagnosis of adult ADHD: cultural influences and societal burden. <a href="https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pubmed/?term=Asherson+underdiagnosis+of+adult+adhd+2012">J Atten Disord.</a>2012 Jul; 16(5 Suppl):20S-38S.</li>
<li>Hinshaw SP, Scheffler RM. The ADHD explosion: Myths, medication, money, and today&#8217;s push for performance. New York, NY, US: Oxford University Press, 2014.</li>
<li>Pera G, Robin AL. Adult ADHD Focused Couple Therapy: Clinical Interventions, (1th ed). New York: Routledge, 2016.</li>
<li><a href="https://www.psikiyatri.org.tr/2147/koronavirus-hastaligi-salgini-sirasinda-ruh-sagligi-ve-stresle-bas-etme">https://www.psikiyatri.org.tr/2147/koronavirus-hastaligi-salgini-sirasinda-ruh-sagligi-ve-stresle-bas-etme</a></li>
</ol>
<p>7. <a href="https://www2.hse.ie/wellbeing/mental-health/minding-your-mental-health-during-the-coronavirus-outbreak.html">https://www2.hse.ie/wellbeing/mental-health/minding-your-mental-health-during-the-coronavirus-outbreak.html</a></p>
<ol start="8">
<li>Türkiye Psikiyatri Derneği Erişkinde Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tanı ve</li>
</ol>
<p>Tedavi Kılavuzu (2018) Çalışma Birimleri Dizisi-No:23.</p>
<ol start="9">
<li>Erkan Yuce A. Erişkinde Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisinde Bilişsel Davranışçı Terapiler, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu El Kitabı içinde Editör: A. Şebnem Soysal Acar, Ankara: Nobel Kitabevi Ocak 2020.</li>
</ol>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEPRESYON VE TEDAVİSİ HAKKINDA MİTLER VE GERÇEKLER</title>
		<link>https://arzuerkan.net/depresyon-tedavisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 20:33:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat Eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[anti-psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[damgalama]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[mitler]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrsit]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[safsata]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yalan haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2189</guid>

					<description><![CDATA[DEPRESYON VE TEDAVİSİ HAKKINDA MİTLER VE GERÇEKLER DEPRESYON Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan araştırmaya göre dünya nüfusunun yüzde 4.4’ü depresyonda! Yayınlanan rapora göre depresyon 322 milyon insanda görülüyor, en çok 60-64 yaş aralığını etkiliyor. Raporda Türkiye’de 3 milyonun üzerinde insan depresyonda! Son 10 yıl içerisinde depresyon tanısı %8.4 oranında artış gösterdi. Depresyon kadınlarda, %5.1 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>DEPRESYON VE TEDAVİSİ HAKKINDA MİTLER VE GERÇEKLER</strong></h1>
<h2><strong>DEPRESYON</strong></h2>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan araştırmaya göre dünya nüfusunun yüzde 4.4’ü depresyonda! Yayınlanan rapora göre depresyon 322 milyon insanda görülüyor, en çok 60-64 yaş aralığını etkiliyor. Raporda Türkiye’de 3 milyonun üzerinde insan depresyonda! Son 10 yıl içerisinde depresyon tanısı %8.4 oranında artış gösterdi. Depresyon kadınlarda, %5.1 erkeklerde ise %3.6 oranında görülüyor. Bu rakamlara göre, dünyada her yirmi kişiden biri depresyon geçiriyor. Raporda 2015’te intihar ederek ölen kişi sayısı yaklaşık 800 bin kişi olarak belirtiliyor. Küresel ölçekte bakıldığına 15-19 yaş aralığındaki gençler arasındaki ikinci büyük ölüm nedeni, ne yazık ki intihardır!</p>
<p>Depresyon kişide önemli oranda yeti yitimine neden olan halk sağlığı sorunlarının başındadır. Depresyon, yeterince tedavi edilemediği zaman daha çok işlev ve işgücü kaybı, ailesel sorunlara yol açar, hastalığının şiddetinin ve tedavi maliyetinin gitgide artmasına hatta ölüme sebebiyet verebilir. DSÖ’ne göre; 2030’da depresyonun, gelişmekte olan toplumlarda yeti yitimine yol açan hastalıklar arasında ikinci sırada olacağı öngörülmektedir.<br />
&#8220;Depresyon&#8221; sözcüğü günlük dilde sıklıkla moral bozukluğunu, iyi hissetmeme halini tanımlamakta kullanılır. Major Depresyon ise yineleyen ve bazen süreğenleşen, yaşam boyu etkileri sıklıkla devam eden bir ruhsal rahatsızlıktır. Diğer tüm tıbbi rahatsızlıklar gibi bir hekim tarafından tanı konması ve tedavisinin düzenlenmesi gerekir.</p>
<p>İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Diğer ruhsal rahatsızlıklarda olduğu gibi depresif bozukluk da pek çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Depresyonun oluşumunu açıklayacak tek bir model bulunmaz. Depresyonda ailesel hastalık öyküsü ve genetik yatkınlık hastalığın ortaya çıkışına güçlü bir zemin hazırlasa da, genetik tek başına yeterli değildir. Günümüzde ruhsal rahatsızlıkların oluşumunu açıklamada gen çevre etkileşiminin rolüne vurgu yapılmakta, psikolojik ve sosyal stres etkenlerin depresyonda; hazırlayıcı, başlatıcı, kolaylaştırıcı, sürdürücü, yineleyici işlevlerinin olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Depresyon gelişmiş ülkelerde yeti yitimi açısından ilk sıradadır. İyi tedavi edilmemiş depresyon alkol ve madde kullanım sorunlarına, başka ruhsal hastalıklara da zemin hazırlamaktadır. Uzamış ve iyi tedavi edilmemiş depresyon bedensel hastalıklara da zemin hazırlamakta ve diyabet, kalp hastalıkları gibi bedensel hastalıkların gidişini kötüleştirip ölüm riskini arttırmaktadır.</p>
<h2><strong>Depresyon ve Tedavisi Hakkında Mitler ve Gerçekler</strong></h2>
<p>Depresyon mutlaka psikiyatri hekimleri tarafından tanınması ve etkili biçimde tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Genetik ve biyolojik yatkınlıklar da göz önüne alınarak ilaç ve veya psikoterapi yaklaşımları uygulanmalı, kişiye özgü tedavi planlanmalıdır.</p>
<p>Hafif ve orta şiddetli depresyonlarda ve akut dönemde psikoterapilerin ilaç tedavisine eşdeğer etkinlikte olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Yine de ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğu durumlar vardır. Hekimliğin ilk kuralı ‘’önce zarar verme’’dir. Bir başka kural da ‘’Hastalık yoktur, hasta vardır’’ şeklindedir. Bir tedavi düzenleneceğinde yalnızca ilacın kişiye ne kadar yararlı olacağına bakmakla kalınmaz, ne kadar zarar vereceği yani bedeli de ölçülür. İlacı ilaçsızlıkla kıyaslamak değil, ilacın olası bedellerini hastalığı tedavi etmemenin bedelleri ile karşılaştırmak gerekir. Tedavi edilmemiş depresyonun ağır bedelleri olur, ölümle bile sonuçlanabilir. Her hastaya özel doz ve kullanım süresi belirlenir, duruma göre tedavi güncellenir. Yineleyici ve kronik doğada olmayan depresyonda genelde bu süre bir yılı geçmezken, kimi insanlarda ilaç tedavisini koruyucu dozda uzun yıllar kullanmak gerekebilir.</p>
<p>Son zamanlarda medya ve sosyal medyada çeşitli örneklerine sıkça rastladığımız “İlaç endüstrisinin hekimlerle kol kola verdiği ve insanları istismar ettikleri, ilaç bağımlısı yapmayı hedefledikleri” şeklindeki söylentiler kişileri haklı olarak endişelendirmektedir. Her meslek grubunda kötü örnekler elbette vardır. Ancak insanların yetkin olmayan ağızlardan duydukları bu sözlere değil bilimsel verilere kulak vermesi gerekir.</p>
<p>Tüm ilaçlar gibi antidepresanların da yan etkileri görülebilir ancak bilimsel olmayan yöntemlerden ya da tedavisiz kalmaktan çok daha güvenlidirler. &#8220;mutluluk ilacı&#8221;, &#8220;uyuşturucu&#8221;, &#8220;unutturan haplar&#8221; değildirler. Bağımlılık yapmazlar. Bilimsel olarak yararlılıkları ispatlanmış, beynin kimyasal yapısındaki düzensizlikleri düzene koyan moleküllerdir.</p>
<p>İlaç tedavisi görenlerde psikoterapi tedavinin önemli bir bileşenidir. Psikososyal zorlanmalar, içsel çatışmalar, kişiler arası sorunları ya da kişilik bozuklukları olan, ilaç tedavisine dirençli ve diğer yöntemlere yeterli yanıt alınamayan olgularda ileri BDT yöntemleri; Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapileri seçenekleri değerlendirilmelidir. Psikoterapiler ile oldukça kalıcı düzelmeler sağlanabilir, yinelemeler önlenebilir, uzun dönemde hastalığın kişiye ve topluma maliyeti, ilaç kullanım gereksinimi azalabilir. Psikoterapiler, bireysel farkındalığı geliştirme, stresle başa çıkma, sorun çözme kapasitesini ve dayanıklılığı artırma, daha işlevsel bakış açılarını keşfetme, yaşam biçimlerini olumlu yönde değiştirme ve daha doyumlu ilişkiler yaşama konularında kişilere yeni beceriler kazandırır. Elbette hangi durumda hangi tedavinin seçileceğine hekim ve hasta duruma göre beraber karar vereceklerdir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Etiketlenme kaygısı ve utanç</strong></h2>
<p>Etiketlenme kaygısı, psikiyatriye başvurmada gecikmelere neden olmaktadır. Depresyon bir ‘Karakter zayıflığı’ ‘güçsüzlük’ değildir. Hastalığı ‘İradi’ bir durum olarak görme ve ‘Kendi kendine yenmeye çalışma’, bu sırada ağır yeti yitimleri, belirtilerde ağırlaşma sosyal kayıplara neden olabilmektedir.</p>
<p>Kişilerin baş etme güçleri ne kadar iyi olursa olsun herkesin gücünün tükeneceği ve yardım alması gereken bir nokta vardır. Çaresizce bekleyip acı çekmek yerine, kendilerine haksızlık etmekten vazgeçip bir uzman görüşü almanın en doğal hakları olduğu kişilere, çocukluk yaşlarından itibaren öğretilmeli, model olunmalıdır.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Tedaviye ve psikoterapiye erişim güçlükleri</strong></h2>
<p>Dünyanın her yerinde psikoterapi uygulamalarına erişim güç, bekleme listeleri kalabalık ve tedavi -kesitsel olarak bakıldığında- maliyetlidir. Kısa sürede ve daha ekonomik çözüm beklentisi, var olan sağlık sisteminin koşulları hastayı da hekimi de ilaç tedavisi seçeneğine yönlendirebilmektedir. Uygun psikoterapötik girişimlere erişemeyen olgularda yineleme ve süreğenleşme riski vardır. Bu da günümüzde depresyon oranlarında artış olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır. Hafif ve orta şiddetli depresyonlarda ve akut dönemde psikoterapi yöntemlerinin ilaç tedavisine eşdeğer etkinlikte olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir.</p>
<p>Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) bu konuda üzerinde en çok çalışma yapılan, etkinliği kanıta dayalı psikoterapi yöntemidir. Üstelik BDT yinelemeleri önlemede ilaç tedavisine üstünlük göstermektedir. İlaç tedavisi bırakıldıktan sonra depresyonun bir yıl içinde yineleme olasılığı %70 iken BDT sonrası yineleme olasılığı %30’lardadır.</p>
<p>Yine de ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğu durumlar vardır. İlaç tedavisi başlansa da psikoterapi tüm ruhsal rahatsızlıkların tedavisinin olmazsa olmazıdır. Özellikle psikososyal zorlanmalar, içsel çatışmalar, kişiler arası sorunları ya da kişilik bozuklukları olan, ilaç tedavisine dirençli ve diğer yöntemlere yeterli yanıt alınamayan olgularda ise Şema Terapi seçeneği mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p>Psikoterapiler ile kalıcı düzelmeler sağlanabilir, yinelemeler önlenebilir, uzun dönemde hastalığın kişiye ve topluma maliyeti, ilaç kullanım gereksinimi azalabilir. Psikoterapi süreci; bireysel farkındalığı geliştirme, stresle başa çıkma, sorun çözme kapasitesini ve dayanıklılığı artırma, daha işlevsel bakış açılarını keşfetme, yaşam biçimlerini olumlu yönde değiştirme ve daha doyumlu ilişkiler yaşama konularında kişilere yeni beceriler kazandırır. Elbette hangi durumda hangi tedavinin seçileceğine hekim ve hasta duruma göre beraber karar vereceklerdir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: İlaç tedavisinden kaçınma, bağımlılık efsanesi anti-psikiyatri akımları</strong></h2>
<p>Depresyon mutlaka psikiyatri hekimleri tarafından tanınması ve etkili biçimde tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Genetik ve biyolojik yatkınlıklar da göz önüne alınarak ilaç ve/veya psikoterapi yaklaşımları uygulanmalı, kişiye özgü tedavi planlanmalıdır. “İlaç endüstrisinin hekimlerle kol kola verdiği ve insanları istismar ettikleri, ilaç bağımlısı yapmayı hedefledikleri” şeklindeki söylentiler kişileri haklı olarak endişelendirmektedir. Her meslek grubunda kötü örnekler elbette vardır. Ancak insanların yetkin olmayan ağızlardan duydukları bu sözlere değil bilimsel verilere kulak vermesi gerekmektedir.</p>
<p>Psikiyatristlerin sadece ilaç yazdığı ve konuşma terapisi uygulamadıkları ya da psikoterapi için bir klinik psikolog işe işbirliği kurmadıkları yönündeki diğer efsaneler de kişilerin ruh sağlığı uzmanlarına başvurmaktan kaçınmalarına neden olmaktadır. Psikiyatri hekimleri tanı koyma, tetkik isteme, başka hekimlerden konsültasyon isteme ve ilaç tedavisi düzenleme gibi yetki ve yetkinliklerinin, yanı sıra psikoterapi de uygulayabilirler.</p>
<p>Psikiyatri ihtisasları sırasında aldıkları temel eğitimlere ek olarak pek çok psikiyatrist, bunun için ayrıca zaman ve bütçe ayırarak çeşitli eğitimlere katılmakta, psikoterapi alanında da güncel bilimsel gelişmeleri takip etmektedirler. Ülkemiz benzer ölçekteki pek çok ülkeye kıyasla psikoterapi eğitimi alma olanakları açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir.</p>
<p>Psikoterapi uygulamayan psikiyatrlar ise hastalarının izlemlerini bir yandan sürdürürken, diğer yandan terapiler için hastalarını bu konuda yetkin bir klinik psikoloğa ya da tedavi ekiplerindeki bir psikoterapiste yönlendirebilirler.</p>
<p>Psikiyatri hekimi dışındaki ruh sağlığı çalışanlarının psikiyatrik hastalık teşhisi koyma ve tedavi düzenleme yetkileri yoktur. Ancak psikologlar ya da psikoterapistler kendilerine başvuran olgularda depresyon olduğunu fark ettiklerinde kişileri psikiyatri hekimine yönlendirmekte ve tedavide işbirliği sağlamaktadırlar.</p>
<p>Antidepresanlar kaygıyı ve stresi de azaltma özellikleri ile sakinleştirici etkiler taşısalar da temel kullanım gerekçeleri depresyonu tedavi edici özellikleridir. Sakinleştirici olarak anılan ilaçlar ise daha çok kısa sürelerle, acil durumlarda krize müdahale için kullanılan, tedavi edici özelliği kısıtlı, bağımlılık riski yüksek olan ilaçlardır. Kaygı ve stres durumlarında doktor kontrolünde kullanımları son derece güvenlidir.</p>
<p>Antidepresan ilaç tedavilerinin “etki göstermedikleri” ya da “bağımlılık yaptıkları” da doktora başvurmaktan alıkoyan bir başka efsanedir. İlaç tedavisi bir kar zarar hesabı yapılarak muhakkak hasta yararına ise düzenlenir.</p>
<p>Tüm ilaçlar gibi antidepresanların da yan etkileri görülebilir ancak bilimsel olmayan yöntemlerden ya da tedavisiz kalmaktan çok daha güvenlidirler. &#8220;mutluluk ilacı&#8221;, &#8220;uyuşturucu&#8221;, &#8220;unutturan haplar&#8221; değildirler. Bağımlılık yapmazlar. Bilimsel olarak yararlılıkları ispatlanmış, beynin kimyasal yapısındaki düzensizlikleri düzene koyan moleküllerdir.</p>
<p>Orta ve hafif depresyonda koşullar uygunsa ilaç tedavisi yerine etkinliği ispatlanmış psikoterapi yöntemleri ilaca yeğlenebilirse de, ilaç gerektiren durumların ve tıbbi durumun yönetimi açısından hastanın psikoterapisini uygulayan terapist ile eş zamanlı olarak psikiyatristinin de kontrolünde olması şarttır. Unutmamalı ki etkili tedavi edilmeyen depresyonda ölümle sonuçlanan intihar oranları %15’tir.</p>
<h3><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Uygunsuz ilaç kullanımı</strong></h3>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2 Şubat 2015 tarihinde Türkiye’deki antidepresan ilaç kullanımıyla ilgili açıkladığı verilere göre Türkiye’de, her 10 kişiden 1’inin antidepresan kullandığı gösterilmiştir. Bu oranlara bir tercih değil; kimi zaman bir zorunluluk, kimi zaman bir sonuç olarak bakmak gerekir. Depresyon oranlarında artış varsa, tedavi oranlarında da artış olması olağandır. Psikoterapilerdense çoğunlukla ilaçlar tercih edilmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi; dünyanın her yerinde psikoterapi uygulamalarına erişimin güç, bekleme listelerinin kalabalık ve tedavinin -kesitsel olarak bakıldığında- maliyetli olmasıdır. Kısa sürede ve daha ekonomik çözüm beklentisi, var olan sağlık sisteminin koşulları hastayı da hekimi de ilaç tedavisi seçeneğine yönlendirebilmektedir. Ancak uygun psikoterapötik girişimlere erişemeyen olgularda yineleme ve süreğenleşme riski vardır. Bu da günümüzde depresyon ve ilaç kullanım oranlarında artış olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Kişilerin ilaçların dozunu doktoruna danışmadan artırıp azaltmaları, ya da birden bire bırakmaları tedavide çok zorlayıcı olmaktadır. Ne iyi geldi? Ne yan etki yaptı? İlaç yeterli süre kullanıldı ve işe yaramadı mı, yoksa erkenden mi vazgeçildi? İlacın ilk zamanlar olabilen yan etkileri mi tolere edilemedi? Sabredilseydi işe yarayacak olan bir ilaç gözden çıkarılmış mı oldu? İlaç vakitsizce ve uygunsuz biçimde bırakılınca “çekilme sendromu” mu yaptı? Bunları anlamak ve tedaviyi yeniden şekillendirmek zorlaşır. Bu karmaşa sırasında hastada umutsuzluğa ve tedaviden uzaklaşmaya neden olabilir. Ya da hekim bir an önce yardımcı olma gayreti ile daha fazla ilacı devreye sokmak zorunda kalabilir. Üstelik uygunsuz biçimde bırakılan bir tedavi yeniden başlandığında işe yaramayabileceği gibi, tedavi edilmemiş depresyonlar ilerleyen yıllarda yeniden depresyon yaşanması riskini ya da tedaviye yanıt alamama riskini artırır.</p>
<p>Tedaviye ihtiyacın artmasının yanı sıra; ilaçların “komşu tedavisi” ile uygunsuz biçimde alınması, hekim olmayanların ilaç önermeleri ya da psikiyatr olmayan diğer doktorlar tarafından ilaçların bilinçsizce reçetelenmesi, hastanelerdeki yoğunluktan dolayı sağlıklı bilgiye erişimsizlik, gereğinden uzun süreli ilaç kullanma, bilinçsiz kullanıma bağlı yan etkiler ya da acelecilik nedeniyle sık ilaç değiştirilmesi gibi nedenlerle antidepresan tüketimi ya da satışları yüksektir. Üstelik sadece depresyonda değil pek çok başka ruhsal ya da bedensel hastalıklarda da bir takım etki ve yan etkilerinden faydalanan başka branş hekimleri de antidepresan reçetelediğinden bu da ilaç kullanım oranlarını artırmaktadır.</p>
<p>Tüm bunlar hastanelere yoğun başvuruları beraberinde getirmekte, günde 60-80 hasta muayene etmek zorunda kalan psikiyatri hekimlerini çaresiz ve mesleğini hakkıyla uygulayamaz durumda bırakmaktadır.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Yetersiz muayene süreleri</strong></h2>
<p>Günümüzde ruh sağlığı alanındaki sağlık hizmetleri gerektiği gibi uygulanamamaktadır. Kısa sürede yapılan hızlı değerlendirmeler ile başlanılan tedavilerde; yetersiz tedavi uyumu, ilaçların yeterli doz ve yeterli süre kullanılmaması, düzensiz kullanım, tedavinin erken sonlandırılması, hızlı değiştirilen tedaviler, sık doktor değişikliği ve kalıntı belirtilerin tedavi edilememesi riski vardır. Tüm bunlar depresyonun yineleme ve süreğenleşme riskini ve depresyon görülme sıklığını artırmaktadır.</p>
<p>Polikliniklerin yoğunluğu, hastane şartlarının getirdiği son derece kısıtlı sürelerle yapılmaya çalışılan psikiyatrik bakılarda kişilerin kendilerini yeterince ifade edememeleri, hastalıklarını ya da tedavinin gereklerini yeterince anlamamaları söz konusu olabilmektedir. Bu da hatalı ya da eksik bir tedavi sürecine neden olabilir.</p>
<p>Hastalara yeterli zaman ayırılamadığı günümüz koşulları, depresyon tedavisinin en önemli parçası olan psiko-eğitimin yeterli yapılamamasına neden olmaktadır. Kişiler ilaçları hatalı kullanmaya, ilaç yan etkileri ile baş edememeye, endişelenmeye, tedaviden uzaklaşmaya başlayabilirler. Bu süreç kişilerin yeterince sabredemeyip sık doktor değişikliği ve sık ilaç değişikliğine gitmelerine ve yeniden bir kısır döngünün içine girmelerine neden olabilmektedir. Kimi zaman da kişiler belirtileri iyileştiği anda doktorlarına danışmadan ilacı erkenden bırakmalarına bağlı olarak belirtilerde tekrarlama ya da süreğenleşme ve tedaviye yanıtsızlık görülebilmektedir.</p>
<p>Her hastaya en az 20 dakikanın ayrıldığı poliklinik koşullarında psikiyatri hekimleri görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebileceklerdir. Sağlık politikaları asgari olarak bu koşulların sağlanmasını hedeflemelidir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: yetki, yetkinlik, sınır ihlalleri</strong></h2>
<p>Günümüzde depresyon oranlarındaki en önemli artış nedenlerinden biri de kişilerin yaşadıkları sorunların çözümü için doğru adreslere başvurmamaları, bir takım umut tacirleri tarafından suistimal edilmeleridir. Pek çok insan uygun tedavi ve yaklaşımlardan mahrum kalarak maddi ve manevi olarak kayıplar yaşamakta, erken tanı ve tedavi ile düzebilecek pek çok rahatsızlık, süreç içerisinde ilerlemekte ve yanına başka sorunlar eklenmektedir.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlık; biyo-psiko-sosyal olarak tam bir iyilik halinde olmak olarak tanımlanmaktadır. Ortaya çıkan hastalık durumlarında tanı mutlaka hekim tarafından konur ve tedavi bütün tıp branşlarında olduğu gibi hekimin sorumluluğunda bizzat kendisi ya da koordine ettiği sağlık ekibi tarafından uygulanır.</p>
<p>Bir yakınmanın ruhsal mı yoksa bedensel mi olduğu ancak iyi bir tıbbi öykü alma, tam bir fizik muayene ve özellikle de nörolojik muayeneden ve gerekli tetkiklerden sonra anlaşılabilir. Ruhsal hastalık tanısı da iyi bir tıbbi öykü alma ve ruhsal muayeneyi takiben konulabilir. Bu nedenle ruhsal hastalığı olan kişilerin muayene ve tedavi yetkisi ruh sağlığı alanında psikiyatri hekimlerine verilmiştir.</p>
<p>Ülkemizde toplumun birçok kesiminde ruhsal sorunlarla uğraşan meslek gruplarının&nbsp;tanımlaması&nbsp;yeterince bilinmemektedir. Ruh sağlığı ile ilgili sorun yaşayan kişiler nereye başvuracakları hususunda kararsızlık yaşamaktadır.</p>
<p>Ruh sağlığı hizmeti bir ekip çalışması içerisinde yürütülmelidir. Ruh sağlığı alanında çalışan kişiler; psikiyatristler, pratisyen hekimler, aile hekimleri, psikolog, klinik psikolog, hemşire, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet uzmanı ve psikolojik danışmanlardır. Bu meslekteki kişiler hasta yararına işbirliği içinde çalışırlar.</p>
<p>Bu meslek grupları dışında yetkinlik ve yetkileri olmayan pek çok kişi ve kurum tarafından ‘tedavi’ ‘terapi’ ‘danışmanlık’ adı altında yapılan uygulamalar kişilere ciddi zararlar verebilmektedir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Koruyucu ruh sağlığı yaklaşımlarındaki yetersizlikler</strong></h2>
<p>Koruyucu ruh sağlığı yaklaşımlarındaki yetersizlikler ve bilgilendirme eksiklikleri, erken müdahalelerle önlenebilecek olan sağlık sorunlarının çığ gibi büyümesine neden olmaktadır.</p>
<p>Tüm ruh sağlığı çalışanlarının bilimsel verilere dayalı olarak bilgi ve donanımlarını sürekli olarak güncellemeleri şarttır. Ayrıca günümüz teknolojisinin tüm olanaklarını kullanarak halkı stresle baş etme, ruhsal iyilik halini koruma ve ruhsal rahatsızlıkların belirtileri ve çözüm yolları konularında bilgilendirmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Ülkemizde bu alanda çalışan kişi, kurum ve derneklerin bir araya gelerek Ruh Sağlığı Yasası oluşması yönünde çalışmalar sürmektedir. Okul öncesi öğretmenlere, çocuk gelişim uzmanları başta olmak üzere tüm öğretmenlere ve özellikle rehberlik ve psikolojik danışmanlık görevi yapanlara bu konuda önemli görevler düşmektedir. Erken müdahale ve yönlendirmelerle sorunları bozukluk düzeyine ulaşmadan çözebilme fırsatı olan bu meslek gruplarının çalışmaları güçlendirilmeli ve bu uğurdaki projelerine destek verilmelidir.</p>
<p><strong>Arzu Erkan Yüce</strong></p>
<h3><strong>Kaynaklar ve Okuma Önerileri</strong></h3>
<p>Burns, D., (2005), İyi Hissetmek, İstanbul, PsikoNET yayınları.<br />
Türkçapar, M.H., (2018) Depresyon: Klinik uygulamada Bilişsel Davranışçı Terapi. İstanbul, Epsilon Yayınevi.<br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/24/depresyon-konusunda-bilmek-istedikleriniz">http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/24/depresyon-konusunda-bilmek-istedikleriniz</a><br />
<a href="http://psikiyatri.org.tr/uploadFiles/842017213359-depresyonbilgilendirme.pdf">http://psikiyatri.org.tr/uploadFiles/842017213359-depresyonbilgilendirme.pdf</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/6/ruh-sagligi-calisanlari-gorev-tanimlamasi">http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/6/ruh-sagligi-calisanlari-gorev-tanimlamasi</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/23/depresyon">http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/23/depresyon tedavisi</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/basin/407/tpd-51-upk-basin-toplantisi-intiharin-en-sik-gorulen-nedenlerinden-olan-depres">http://www.psikiyatri.org.tr/basin/407/tpd-51-upk-basin-toplantisi-intiharin-en-sik-gorulen-nedenlerinden-olan-depres</a><br />
<a href="http://psikiyatri.org.tr/basin/363/turkiye-psikiyatri-dernegi-10-eylul-dunya-intihari-onleme-gunu-basin-aciklamas">http://psikiyatri.org.tr/basin/363/turkiye-psikiyatri-dernegi-10-eylul-dunya-intihari-onleme-gunu-basin-aciklamas</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/2078/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gununde-avrupa-psikiyatri-birligi-aciklama-yapti">http://www.psikiyatri.org.tr/2078/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gununde-avrupa-psikiyatri-birligi-aciklama-yapti</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/2097/intihar-olaylari-uzerine-saglik-bakanligini-isbirligine-davet">http://www.psikiyatri.org.tr/2097/intihar-olaylari-uzerine-saglik-bakanligini-isbirligine-davet</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/publicationsFile/file/752019154832-ss.pdf">http://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/publicationsFile/file/752019154832-ss.pdf</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/2090/intiharla-ilgili-haberler-ve-paylasilmasi">http://www.psikiyatri.org.tr/2090/intiharla-ilgili-haberler-ve-paylasilmasi</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>İyi Telepsikiyatri Uygulamaları İçin Öneriler &#8211; TeleTerapi- Türkiye Psikiyatri Derneği</title>
		<link>https://arzuerkan.net/telepsikiyatri-online-terapi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 09 Apr 2020 22:24:27 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[online terapi]]></category>
		<category><![CDATA[Telepsikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Türkiye Psikiyatri Derneği]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2172</guid>

					<description><![CDATA[İyi Telepsikiyatri Uygulamaları İçin Öneriler Son günlerde yaşanan küresel Corona Virüsü salgını nedeniyle dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de tele sağlık uygulamaları sağlık hizmeti sunumunun devamı için olanak sağlamaktadır. Bu bağlamda, özellikle yüz yüze görüşmenin mümkün veya uygun olmadığı durumlarda etkili ve kanıta dayalı bir seçenek olarak uzun yıllardan bu yana kullanılmakta olan telepsikiyatri [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>İyi Telepsikiyatri Uygulamaları İçin Öneriler</h1>
<p>Son günlerde yaşanan küresel Corona Virüsü salgını nedeniyle dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi ülkemizde de tele sağlık uygulamaları sağlık hizmeti sunumunun devamı için olanak sağlamaktadır. Bu bağlamda, özellikle yüz yüze görüşmenin mümkün veya uygun olmadığı durumlarda etkili ve kanıta dayalı bir seçenek olarak uzun yıllardan bu yana kullanılmakta olan telepsikiyatri (online terapi) uygulamaları da önem kazanmakta ve yaygınlaşmaktadır. Özellikle uzak mesafe, dil bariyeri ve fiziksel rahatsızlık nedeniyle psikiyatri uzmanına ulaşamayan kişiler için kullanılagelen telepsikiyatri (çevirimiçi terapi )pratiği birçok ülkede psikiyatri eğitim müfredatına dahil edilmiştir. Sağlık sigortası geri ödeme politikalarında da gittikçe daha fazla yer alan telepsikiyatri (online terapi)uygulamaları için çeşitli ülkelerde yönergeler oluşturulmuştur. Korona virüsü salgını nedeniyle alınan önlemler çerçevesinde video konferans yöntemi ile görüşmelerini sürdüren meslektaşlarımız için çeşitli yönergelerden derlediğimiz, iyi tele psikiyatri uygulaması için aşağıda yer alan önerilerin meslektaşlarımız için faydalı olacağını düşünüyoruz.</p>
<h2>KLİNİK UYGULAMA İLE İLGİLİ TEMEL KOŞULLARIN SAĞLANMASI</h2>
<ul>
<li>Hastanın telepsikiyatri uygulaması ile yürütülen süreçten fayda sağlayıp sağlamayacağı ilk görüşmelerde klinik olarak belirlenmeli ve bu yolla psikiyatri görüşmelerine devam edilip edilmeyeceğine karar verilmelidir.</li>
<li>İlk klinik görüşmelerin, eğer mümkünse, yüz yüze yapılması tercih edilmelidir. Mümkün değilse ilk video konferans görüşmesinde hastanın kimlik kontrolü sağlanmalı ve hastanın bulunduğu yere ilişkin bilgi alınmalı, mümkünse belgelendirilmelidir.</li>
<li>Hastaya video konferans görüşmesi dışındaki ulaşım kanalları ve erişim bilgileri hastadan alınıp teyit edilmelidir.</li>
<li>İntihar riski, hastanın kendisine veya başkasına zarar verme davranışı/riski belirlenmeli ve bu tür durumlarda iletişime geçilebilecek hasta yakınlarının irtibat bilgileri alınmalı ve teyit edilmelidir.</li>
<li>Hastanın yönlendirilebileceği en yakın psikiyatri merkezinin iletişim bilgileri alınmalı ve gerektiğinde hasta bu merkezlere yönlendirilmelidir.</li>
<li>İlaç tedavisi ile ilgili reçetelendirme gerektiğinde yasal mevzuat gözetilmeli (ülkemizde henüz tele sağlık ile ilgili yasal mevzuat bulunmamaktadır) gerekirse ilaç tedavisi için hastanın bulunduğu merkezlerdeki hekimlere yönlendirme yapılacağı hastaya ilk görüşmede bildirilmelidir.</li>
<li>Hastanın hekime ne şekilde ve hangi koşullarda (hangi gün ve saatlerde, hangi kanallarla) ulaşacağı net olarak belirtilmelidir. Görüşme kanallarının ve saatlerinin sınırlandırılması hastanın/danışanın tedaviden beklentisini ayarlaması için önemlidir. Aynı zamanda hekimi hem terapötik sınır aşımından hem de tükenmişlik duygusundan koruyucudur.</li>
<li>Telepsikiyatri uygulamasının sınırlılıkları ve tedavi hedefleri konusunda hekim ile hastanın hemfikir olması sağlanmalıdır.</li>
<li>Aydınlatılmış onam formu oluşturulmalı ve hasta ile doktor tarafından imzalanmalıdır.</li>
</ul>
<h2>FİZİKSEL KOŞULLARIN SAĞLANMASI</h2>
<ul>
<li>Hekimin bulunduğu ortam eğer klinik ortam değilse klinik görüşme odasına yakın koşullarda olması sağlanmalıdır. Mümkünse odanın içi görünecek şekilde kamera açısı ayarlanmalıdır. Kamera açısı görüşme süresince sabit tutulmalıdır.</li>
<li>Hastanın görüşme yaptığı odada psikiyatrik görüşme yapılan odaya benzer koşulların oluşturulması sağlanmalıdır. Odanın kapısının kapalı olması, görüşme sırasında görüşmenin bölünmeyecek olması, ses izolasyonu, optimal ışık düzeyi ve hasta-hekim görüşmesine uygun kıyafetlerle görüşme yapılması sağlanmalıdır. Bu koşulların sağlanması gerektiği video konferans görüşmesi öncesinde hastaya bildirilmelidir.</li>
<li>Hem hastanın hem hekimin kamera açısı göz hizasında olmalı ve ekranda gövdenin üst kısmı görünecek şekilde konumlanma sağlanmalıdır.</li>
</ul>
<h2>TEKNİK KOŞULLARIN SAĞLANMASI</h2>
<ul>
<li>Hasta-hekimin video konferans görüşmesinin kesintiye uğradığı durumlarda o sırada nasıl bir yol izleneceği belirlenmeli ve görüşmenin ne şekilde devam ettirileceği (telefon ile konuşma, mesajlaşma, vs) belirlenmelidir.</li>
<li>Görüşme öncesinde internet hız testi yapılmalı, mümkünse kablolu bağlantı kullanılmalıdır.</li>
<li>Görüşme için yeterli çözünürlük ve ses kalitesi sağlanmalı, mümkünse kablolu kulaklık kullanılmalıdır.</li>
<li>Görüşme eğer çok gerekli değilse (süpervizyon vs. gibi nedenlerle) kayıt edilmemeli, eğer kayıt edilecekse hasta bilgilendirilmeli ve güvenli bir şekilde, mümkünse şifrelenmiş olarak kişisel cihazlarda kaydedilmelidir.</li>
<li>Görüşme sırasında, dikkati dağıtıp görüşme akışını bozabileceğinden görüşmenin yapıldığı cihaz dışındaki cihazlar ve programlar kapalı tutulmalıdır.</li>
<li>Görüşmelerin güvenliği ve gizliliği sağlanması için uluslararası görüşme standartlarına uygun video konferans uygulamaları kullanmalıdır. Yaygın olan uygulamalar arasında zoom.us (healthcare sürümü), vsee, thera-LINK, doxy.me isimli programların ve securevideo.com platformunun (zoom programı kullanan bir telesağlık platformu) Amerika Birleşik Devletleri Sağlık Sigortası Taşınabilirlik ve Sorumluluk Yasası’nın (HIPAA) şart koştuğu veri gizliliği ve veri güvenliği standartlarına uyduğu bilinmektedir. Dünyada tele sağlık görüşmeleri için bu uygulamalar tercih edilmektedir. Bu uygulamalar arasında sadece doxy.me uygulamasının ücretsiz sürümü HIPAA standartlarına uymaktadır. Diğer uygulamaların HIPAA uyumlu versiyonları ücretlidir.</li>
</ul>
<p>Telepsikiyatri uygulamalarında Türkiye Psikiyatri Derneği Psikiyatri Meslek Etiği Kuralları’na (<a href="https://www.psikiyatri.org.tr/tpd-kutuphanesi/belge/311">http://www.psikiyatri.org.tr/tpd-kutuphanesi/belge/311</a> ) ve TTB Hekimler ile Sağlık Kurum ve Kuruluşlarının Elektronik Ortamlardaki Paylaşımlarına İlişkin Kılavuz’da (<a href="https://www.ttb.org.tr/yazisma_goster.php?Guid=f2e81512-8840-11e7-8318-948af52f0cac">https://www.ttb.org.tr/yazisma_goster.php?Guid=f2e81512-8840-11e7-8318-948af52f0cac</a> ) yer alan uyarılara özellikle dikkat edilmelidir.</p>
<p><span style="color: #333333;">Saygılarımızla,</span></p>
<p><span style="color: #333333;">Dr. Hakan Karaş</span></p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>Türkiye Psikiyatri Derneği</strong></span></p>
<p><span style="color: #333333;"><strong>Telepsikiyatri Çalışma Birimi Koordinatörü</strong></span></p>
<h5><span style="color: #808080;">Kaynaklar:</span></h5>
<h5><span style="color: #808080;">Telepsychiatry Toolkit. American Pscyhiatric Association (<a style="color: #808080;" href="https://www.psychiatry.org/psychiatrists/practice/telepsychiatry/toolkit" target="_blank" rel="noopener">https://www.psychiatry.org/psychiatrists/practice/telepsychiatry/toolkit</a>)</span></h5>
<h5><span style="color: #808080;">Best Practices in Videoconferencing-Based Telemental Health.  American Pscyhiatric Association ve American Telemedicine Association. Nisan 2018</span></h5>
<h5><span style="color: #808080;">Recommendations for Psychoanalysts Regarding the Use of Videoconferencing in their Practice. International Psychoanalytical Association</span></h5>
<h5><span style="color: #808080;">(https://docs.google.com/document/d/15RlFf-D8HKPoELhIEKKuIy_HppDQy2q8adnoS4WkANI)</span></h5>
<h5><span style="color: #808080;">Oral ET, İrgil S, Karaosmanoğlu A ve ark. Türkiye Psikiyatri Derneği Telepsikiyatri Hizmetleri Görev Grubu Raporu 2014</span></h5>
<p><img loading="lazy" decoding="async" class="wp-image-1132 aligncenter" src="http://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512-300x300.png" alt="psikiyatrist" width="106" height="106" srcset="https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512-300x300.png 300w, https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512-150x150.png 150w, https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2017/09/Logo.Master.512.png 512w" sizes="auto, (max-width: 106px) 100vw, 106px" /></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Cinsel Yönelim Bir Hastalık Mıdır?</title>
		<link>https://arzuerkan.net/cinsel-yonelim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 21 Mar 2019 14:54:32 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[cinsel]]></category>
		<category><![CDATA[Çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[cinsellik]]></category>
		<category><![CDATA[çocuk]]></category>
		<category><![CDATA[hastalık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2039</guid>

					<description><![CDATA[Çocuklarda cinsel yönelim hastalık olarak mı görülüyor? Psikiyatrist Dr. Arzu Erkan Yüce çocukların cinsel yöneliminin alışılagelmişin dışında olduğu durumlarda ailelerin buna nasıl yaklaşabileceğine ilişkin açıklamalarda bulundu. Cinsel yönelimin tıbben bir hastalık olarak görülmediğini belirten Erkan Yüce, “Buna bir oluş, bir çeşitlilik olarak bakıyoruz” dedi. İnsan gelişiminin önemli bir parçasını kimlik gelişimi oluşturur. Kimlik gelişimi insanın [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1>Çocuklarda cinsel yönelim hastalık olarak mı görülüyor?</h1>
<p>Psikiyatrist Dr. Arzu Erkan Yüce çocukların cinsel yöneliminin alışılagelmişin dışında olduğu durumlarda ailelerin buna nasıl yaklaşabileceğine ilişkin açıklamalarda bulundu. Cinsel yönelimin tıbben bir hastalık olarak görülmediğini belirten Erkan Yüce, “Buna bir oluş, bir çeşitlilik olarak bakıyoruz” dedi.</p>
<p>İnsan gelişiminin önemli bir parçasını kimlik gelişimi oluşturur. Kimlik gelişimi insanın ‘Ben kimim?’ sorusuna verdiği cevap çerçevesinde şekillenir. Ancak cinsiyetimiz, cinsel kimliğimizin belirleyicisi değildir. Bazı durumlarda çocuklar kendi biyolojik cinsiyetiyle ya da toplumsal cinsiyet rolü beklentileriyle uyuşmayan bir cinsiyet kimliği geliştirebilirler. Bugüne kadar yapılan birçok araştırmanın ortaya koyduğu gerçek ise cinsel yönelimin bir bozukluk olmadığı, doğuştan gelen bir özellik olduğu yönündedir.</p>
<p>Çocukların cinsel yöneliminin alışılagelmişin dışında olduğu durumlarda ailelerin buna nasıl yaklaşabileceğine ilişkin açıklamada bulunan İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğr. Üy. Dr. Arzu Erkan Yüce, “Cinsel eğilim yerine cinsel yönelim tabirini tercih ediyoruz. Çünkü eğilim denildiğinde suça, yalana eğilim gibi kişisel tercihmiş ve sanki değiştirilebilirmiş gibi bir algı oluşuyor. O nedenle bunun altını çizmek istiyorum. Cinsel yönelim doğuştan getirdiğimiz göz rengi gibi, parmak izi gibi değiştiremeyeceğimiz, kendiliğinden şekillenen bir oluş biçimi. Sanıldığının aksine her zaman dışarıdan anlaşılması mümkün olan bir durum değil. Kişilerin cinsel yöneliminin farkına varmaları, bunu ifadeleri ve hayata geçirmeleri birbirinden farklı oluyor. Toplumsal baskılar nedeniyle cinsel yönelimi konusunda kimileri kendisine bile açılamayabiliyor. Kimi 10, kimisi ise 40 yaşındayken kendiliğinin farkına varabiliyor. Farkında olunan durum hayata biçimsel ya da yaşantısal olarak geçirilmeyebiliyor. Yani dış görünüşten ve bazı davranışlardan anlaşılması gerekmiyor” dedi.</p>
<h2>OYUNCAKLARDA CİNSİYET AYRIMCILIĞI YAPILMAMALI</h2>
<p>Oyuncaklarda cinsiyet ayrımcılığı konusuna da değinen Öğr. Üy. Dr. Arzu Erkan Yüce, “Çocuklar hem arabalarla, hem bebeklerle, kız erkek oyunu demeden tüm oyunlarını oynamalılar ki hayatın içinde de, ev işleri ve ebeveynlikte de eşit roller alabilsinler. Hiçbir davranış tek bir durumun göstergesi değildir. Paniğe kapılanlar oluyor. Mesela ‘benim oğlum bebekle oynuyor’ deyip çocuğu terapiste ‘acaba onda bir cinsel problem mi var?’ diyerek getiriyorlar. Cinsel problem dediğimiz durum kişinin kendisine ya da etrafına zarar veriyorsa problemdir. Oynanan oyuncağın kime ne zararı olabilir ki? Davranışları çocuğun cinsel yönelimi ile ilgiliyse, yasaklamak da teşvik etmek de çocuğun yönelimini etkilemeyecektir. Baskı altında çocuk yalnızca gizlemeyi öğrenir, yönelimi herhangi bir yönde değiştirmek için yapılan girişimlerin bireye ve yakınlarına zarar vermek dışında bir anlamı yok” ifadelerini kullandı.</p>
<h2>AİLELERE TAVSİYELERDE BULUNDU</h2>
<p>“Çocuğun cinsel yönelimi ailenin ya da toplumun beklentisinden farklıysa bazı aileler bunu bir sorun olarak algılayabiliyorlar”diyerek sözlerine devam eden Öğr. Üy. Dr. Arzu Erkan Yüce şunları belirtti:</p>
<p>“Aslında cinselliği oluşturan, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim ve ifadesi durumlarına bir çeşitlilik olarak bakıyoruz. Buna bir hastalık olarak bakmıyoruz. Aileler çocuklarında cinsellikle ilgili alışılagelmişin dışında bir şey fark ettiklerinde açık bir şekilde iletişim kurmalılar. Bu konuda sorulara, iletişime, yardıma açık oldukları mesajını vermeliler. Aileler, ne şekilde cevap vereceklerini bilemediklerinde, bilmediklerini ifade edip bu konuda deneyimli uzmanlardan destek almaları çok önemli. Yargılayıcı, cezalandırıcı, suçlayıcı, yasaklayıcı yaklaşımlar çocukların zaten ne olduğunu çok anlamadıkları bir durumda yalnızlaşmalarına ve yanlış yola sapmalarına, kendilerine zarar vermelerine neden olabilir.”</p>
<h2>“CİNSEL YÖNELİM BİR HASTALIK DEĞİL”</h2>
<p>Öğr. Üy. Dr. Arzu Erkan Yüce şöyle devam etti:</p>
<p>“Hormonal ya da kromozonal bozukluktan kaynaklanan bozukluklar, cinsel yönelimden farklı durumlardır. Onlarda da cinsellikle ve davranışlarla ilgili farklılıklar görebiliyoruz. Fakat cinsel yönelim hormon bozukluğu değildir ve herhangi bir hormon takviye ya da baskılaması ile tedavi edilemez, değiştirilemez. Dolayısıyla da buna yönelik bir tedaviden bahsedemeyiz. Düzeltici, dönüştürücü terapi gibi yöntemler telaffuz ediliyor. Bunlar hem çocuğun hem ailenin ruhsal, bedensel ve ekonomik olarak zarara uğramasına neden olan yaklaşımlar. Sadece olumlayıcı terapi dediğimiz çocuğun kendi yolunu; ruhsal, bedensel, ailesel ve toplumsal bütünlüğü açısından sağlıklı bir şekilde çizmesini sağlayan destekleyici yaklaşımlarda bulunuyoruz.”</p>
<h2>“TOPLUMSAL BİLİNÇLENME GEREKLİ”</h2>
<p>Toplumsal baskının ve zorbalığın getirdiği sorunları anlatırken bu kişilerin aslında dezavantajlı bir duruma düştüklerini vurgulayan Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğr. Üy. Dr. Arzu Erkan Yüce, “Toplumsal yapı genelde heteroseksüel yönde. Yani erkekler kızlarla, kızlar erkeklerle birlikte olsun ve evlensinler yönünde. Bundan farklı bir yönelim, trans ya da interseks durumunda anormal, ayıp bir şeymiş gibi yaklaşılabiliyor, bireyler akran zorbalığına ve çevrenin baskısına maruz kalabiliyor. Bizler kişileri terapiye aldığımızda onun yönelimine ya da ifadesine, yaşam biçimlerine herhangi bir yönde müdahale etmiyoruz. Bir karar vermelerini, yönelimleri ile ilgili bir davranış sergilemelerini, seçimler yapmalarını sağlamıyoruz. Bizler tıbbi, ruhsal ve sosyal destek verme yönünde çabalıyoruz. Toplumsal baskıdan kaynaklanan depresyon, anksiyete, intihar, alkol, madde kullanımı, işsizlik; eğitim, barınma ve sağlık koşullarına ulaşamama gibi durumlar yaşayan bu bireylerin, bu rahatsızlıklarla ilgili tedavilerini sağlamayı, toplumun geneliyle eşit hak ve ihtiyaçlara kavuşmalarına yardımcı olmayı hedefliyoruz. Bu kişiler toplumsal cinsiyet eşitsizliği nedeniyle dezavantajlı durumdalar. İstismara, travmaya, ötekileştirmeye, damgalanmaya, zorbalığa çok açık bir grup. O nedenle toplumun da bu açıdan bilinçlendirilmesi çok önemli” şeklinde açıklamada bulundu.</p>
<h3>Sinem ERYILMAZ / İSTANBUL, (DHA)</h3>
<p><a href='https://youtu.be/3EIhwk8VvLY' class='small-button smallblue' target="_blank">Haberin Videousu | Cinsel Yönelim Bir Hastalık Mıdır?</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>10 Kasım</title>
		<link>https://arzuerkan.net/10-kasim/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 11 Nov 2018 16:10:09 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Uncategorized]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=1890</guid>

					<description><![CDATA[Bir kadın olarak çağdaş eğitimin tüm olanaklarından yararlanabilmiş, kendi işimi kurabilmişsem, kimseye muhtaç olmadan bu koltukta oturuyor; kadın-erkek, dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, siyasi görüş ayırmaksızın herkese eşit hizmet verebiliyorsam ve hürsem, senin kurduğun Cumhuriyet&#8217;in ve izinden gelenlerin sayesindedir Ata&#8217;m. &#8220;Atatürk&#8217;üm sen çok yaşa. Seni çok seviyoruz. Bu vatanda sen çok yaşa. [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913">Bir kadın olarak çağdaş eğitimin tüm olanaklarından yararlanabilmiş, kendi işimi kurabilmişsem, kimseye muhtaç olmadan bu koltukta oturuyor; kadın-erkek, dil, din, ırk, mezhep, cinsiyet kimliği, cinsel yönelim, siyasi görüş ayırmaksızın herkese eşit hizmet verebiliyorsam ve hürsem, senin kurduğun Cumhuriyet&#8217;in ve izinden gelenlerin sayesindedir Ata&#8217;m.</div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913"></div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913">&#8220;Atatürk&#8217;üm sen çok yaşa. Seni çok seviyoruz. Bu vatanda sen çok yaşa. Bir hastalığa kapıldın biliyoruz, işin bitmişti, çok hastaydın, o yüzden gözlerini kapadın, bizi bırakmak istemezdin. Biz senin için herşeyi yapıyoruz. Biliyoruz sen bizi gökten izliyorsun. Seni çok çok seviyoruz&#8221;.</div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913"></div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913">Bunlar da -gerilmiş yaydan fırlayan okmuşcasına önümüzde ilerleyip de-</div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913">arkadan gelen  neslin temsilcilerinden kızımın 6 yaşındaykenki cümleleri.</div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913"></div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913">Yazıda geçen &#8220;İşin bitmişti&#8221; kısmını anlamamıştım. Kızım, açıkladı: &#8220;İşin bitmişti, yani herşeyi yoluna koymuştun. Artık eserini gelecek nesillere, bizlere emanet edip huzurla uyuyabilirdin&#8221;&#8230; Peki eserlerine, kazanımlarımıza sahip çıkabildik mi? Çok üzgünüm. Maalesef çok şeyler yitirdik ülkecek kazanımlarımızdan. Dünyanın da dibi çıktı çıkacak&#8230;</div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913"></div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949015913">Ancak yeni nesil, senin torunların olan bizlerin çocukları&#8230; İşte onları aydınlık günler için birer kıvılcım olarak, geleceğe hazırlıyoruz. Biz belli ki işimiz henüz bitmeden gözlerimizi kapayacağız, geleceğimizi gençlere emanet ederek&#8230; &#8220;Atatürk&#8217;üm bu vatanda sen çok yaşa!&#8221;</div>
<div id="yiv7213154560yMail_cursorElementTracker_1541949017130">Saygı, minnet ve şükranla anıyorum.</div>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
