<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mutluluk | Psikiyatrist Arzu Erkan</title>
	<atom:link href="https://arzuerkan.net/category/mutluluk/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://arzuerkan.net</link>
	<description></description>
	<lastBuildDate>Fri, 27 Jan 2023 12:13:32 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://arzuerkan.net/wp-content/uploads/2023/04/cropped-AYK_9687-3-32x32.jpg</url>
	<title>Mutluluk | Psikiyatrist Arzu Erkan</title>
	<link>https://arzuerkan.net</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Günümüzde Depresyon ve Kaygı Artışı Neye Bağlı?</title>
		<link>https://arzuerkan.net/gunumuzde-depresyon-ve-kaygi-artisi-neye-bagli/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 27 Jan 2023 12:09:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[anksiyete]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Eğitim]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[kaygı]]></category>
		<category><![CDATA[kendimle karşılaşmalar]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[panik]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://arzuerkan.net/?p=2845</guid>

					<description><![CDATA[Salgınla birlikte değişen hayat düzeni, ekonomik kriz, kadınlar, çocuklar, LGBTİ+lar, mülteciler, yaşlılar, engelliler vb  ‘kırılgan grupların’ eskisinden daha da fazla ayrımcılık ve hak ihlaline maruz bırakılmasına ve örselenmesine neden oldu. Ülkemizdeki ruhsal zorlanma ve bozukluklarının artışında İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması sonrası kadına ve çocuğa yönelik şiddetin, istismarın artması da etkili.  Uygulamaların kimi zaman tutarsız, keyfi ve değişken olması, insanların işlerini kaybetmesi, 65 yaş ve üzeri bireylerin sağlıkları bozulacak koşullarda, geçersiz nedenlerle evde tutulması, kadına ve çocuğa yönelik ihmal ve şiddetin artması, eğitimin sekteye uğraması, yoksulluk, işsizlik gibi birçok nedenden dolayı toplumun büyük kesiminin ruh sağlığı olumsuz etkilendi. Kaygı bozukluğunun ve depresyonun artmasında insanların olağan tedavilerinin aksamasının da etkisi var. İnsanlar salgın nedeniyle hastaneye başvurmada çekindi ya da bu süreçte tedaviye ihtiyaçlarının olduğunu fark edemedi.]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[
<p>Bizim ülkemizde depresyon ve anksiyete oldukça yaygın. Belirsizliğe tahammülsüzlük, kaygı bozukluklarında görülen yaygın bir durumken, pandeminin ve pandemi yönetimindeki yetersziliklerin getirdiği belirsizlikler, kaygı bozukluğu olmayan kimselerde de haliyle ciddi kaygıya neden oldu. Eve kapanma ve açılma dönemlerinde yaşanan güçlükler ve riskler, uygulamalardaki ani değişiklikler, bilgi kirlilikleri hepimizin psikolojisini olumsuz etkiledi. Tüm bunlar genetik yatkınlığı olanlarda ya da önceden/hâlihazırda ruhsal rahatsızlığı olanlarda depresyon, anksiyete bozukluklarını ortaya çıkardı/belirtileri kötüleştirdi. Bu artışta sadece hastalanma korkusunun etkili olduğunu söylemek yanlış olur. Salgınla birlikte değişen hayat düzeni, ekonomik kriz, kadınlar, çocuklar, LGBTİ+lar, mülteciler, yaşlılar, engelliler vb&nbsp;&nbsp;‘kırılgan grupların’ eskisinden daha da fazla ayrımcılık ve hak ihlaline maruz bırakılmasına ve örselenmesine neden oldu. Ülkemizdeki ruhsal zorlanma ve bozukluklarının artışında İstanbul Sözleşmesi’nin yürürlükten kaldırılması sonrası kadına ve çocuğa yönelik şiddetin, istismarın artması da etkili.&nbsp;&nbsp;Uygulamaların kimi zaman tutarsız, keyfi ve değişken olması, insanların işlerini kaybetmesi, 65 yaş ve üzeri bireylerin sağlıkları bozulacak koşullarda, geçersiz nedenlerle evde tutulması, kadına ve çocuğa yönelik ihmal ve şiddetin artması, eğitimin sekteye uğraması, yoksulluk, işsizlik gibi birçok nedenden dolayı toplumun büyük kesiminin ruh sağlığı olumsuz etkilendi. Kaygı bozukluğunun ve depresyonun artmasında insanların olağan tedavilerinin aksamasının da etkisi var. İnsanlar salgın nedeniyle hastaneye başvurmada çekindi ya da bu süreçte tedaviye ihtiyaçlarının olduğunu fark edemedi.</p>



<p>Kaygı bozukluklarında kişi tehdidi olduğundan daha büyük kendi baş etme kapasitesini de olduğundan daha yetersiz algılar. Oysa yaşadıklarımız, çoğumuzun olanları böyle yorumlamamıza yetti de arttı.&nbsp;&nbsp;Kaygı bozukluklarında bu belirsizliğe tahammülsüzlük durumu ve algılanan genel tehdidin yüksek olması, kaçınma ve işlevsel olmayan güvenlik sağlayıcı yöntemler uygulamalarına yol açar, kişilerin baş etme kapasitesini de düşürür. Depresyon biyolojik yatkınlık olduğunda, diğer hazırlayıcı ve tetikleyici etkenlerle ortaya çıkan bir tablo. Benzer zorlanmalar yaşayan herkes depresyona girmiyor. Ancak pandeminin çok uzun sürmesi ruhsal, sosyal, ekonomik, kültürel etkenler bir araya geldiğinde kaçınılmaz olarak depresif durumları arttırdı. Özellikle sağlık çalışanlarında ve hizmet sektöründe çalışan işçilerde tükenmişliği çok gördük. Bu süreçte panik bozukluğu, yaygın anksiyete bozukluğu, depresif bozukluklar, alkol-madde kullanım bozuklukları, ilişki sorunları yanı sıra kronik ruhsal rahatsızlıklarda alevlenmelere tanık olduk. Ruhsal destek sistemlerine gereksinim arttı. Sosyal destek sistemleri, ruh sağlığımız açısından çok önemli. Aksine kapanma dönemlerinde ve yaşam biçimlerimizin hayli değiştiği bu süreçte yalnızlaştık. İletişim kurma becerilerimiz ve sosyal reflekslerimiz zayıfladı. Birbirimizi gözetmeyi ve dayanışmayı ihmal etmemeliyiz. Kişiler kendilerinde işlevsellikleri bozacak bir tablo hissettiklerinde mutlaka bir psikiyatriste başvurmalı, yardım aramaktan kaçınmamalıyız. Tedavi gerektiren bir durum olup olmadığı bu şekilde anlaşılabilir. Tedavi ilaç tedavisi de olabilir psikoterapi de olabilir. Tüm bunlar uzman ve yetkin kişilerce uygulanabilir. Tedavi ve kontrollerin aksatılmaması da bir o kadar önemli. Okulların açık kalması, son derece yetersiz olan koşulların düzeltilmesi, örselenen çocukların tespit ve rehabilitasyonu ve eğitim hayatından kopan çocukların geri kazandırılmasına mutlaka öncelik verilmeli. &#8220;Kırılgan gruplara&#8221; yönelik eylem planları oluşturulmalı, rehabilitasyonları sağlanmalı. İstanbul Sözleşmesi gibi sözleşmelerin yürürlükte kalması ve işler olması için mücadele verilmeli.</p>



<p>Bunca olumsuzluğa karşın sosyal medyanın da gücüyle, toplumsal dayanışmanın ve sağlıklı bilgi ve hizmetlere erişimin de arttığını hatırlamakta yarar var. Ruh sağlığımızı koruyabilmek ve uygun yaklaşımlara erişebilmek için, kulaktan dolma bilgilerden ve kaygıyı, olumsuzluğu yaygınlaştıran paylaşımlardan uzak durmak çok önemli. Türkiye Psikiyatri Derneği, Türk Tabipleri Birliği, Türk Psikologlar Derneği gibi mesleki birliklerin Web siteleri ve sosyal medyadaki paylaşımları, toplumsal farkındalık, bilinçlenme ve yönlendirme için oldukça geniş bir arşive sahip.</p>



<p> Dr. Arzu Erkan</p>



<p>Psikiyatr, Psikoterapist, Yazar</p>



<p>İstanbul Kültür Üniversitesi Psikoloji Bölümü Dr. Öğretim Görevlisi</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>DEPRESYON VE TEDAVİSİ HAKKINDA MİTLER VE GERÇEKLER</title>
		<link>https://arzuerkan.net/depresyon-tedavisi/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 10 Apr 2020 20:33:08 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[dehb]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Dikkat Eksikliği]]></category>
		<category><![CDATA[farkındalık]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[anti-psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[damgalama]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[mitler]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatrsit]]></category>
		<category><![CDATA[ruh sağlığı]]></category>
		<category><![CDATA[safsata]]></category>
		<category><![CDATA[sınırlar]]></category>
		<category><![CDATA[tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[yalan haber]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2189</guid>

					<description><![CDATA[DEPRESYON VE TEDAVİSİ HAKKINDA MİTLER VE GERÇEKLER DEPRESYON Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan araştırmaya göre dünya nüfusunun yüzde 4.4’ü depresyonda! Yayınlanan rapora göre depresyon 322 milyon insanda görülüyor, en çok 60-64 yaş aralığını etkiliyor. Raporda Türkiye’de 3 milyonun üzerinde insan depresyonda! Son 10 yıl içerisinde depresyon tanısı %8.4 oranında artış gösterdi. Depresyon kadınlarda, %5.1 [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<h1><strong>DEPRESYON VE TEDAVİSİ HAKKINDA MİTLER VE GERÇEKLER</strong></h1>
<h2><strong>DEPRESYON</strong></h2>
<p>Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından yapılan araştırmaya göre dünya nüfusunun yüzde 4.4’ü depresyonda! Yayınlanan rapora göre depresyon 322 milyon insanda görülüyor, en çok 60-64 yaş aralığını etkiliyor. Raporda Türkiye’de 3 milyonun üzerinde insan depresyonda! Son 10 yıl içerisinde depresyon tanısı %8.4 oranında artış gösterdi. Depresyon kadınlarda, %5.1 erkeklerde ise %3.6 oranında görülüyor. Bu rakamlara göre, dünyada her yirmi kişiden biri depresyon geçiriyor. Raporda 2015’te intihar ederek ölen kişi sayısı yaklaşık 800 bin kişi olarak belirtiliyor. Küresel ölçekte bakıldığına 15-19 yaş aralığındaki gençler arasındaki ikinci büyük ölüm nedeni, ne yazık ki intihardır!</p>
<p>Depresyon kişide önemli oranda yeti yitimine neden olan halk sağlığı sorunlarının başındadır. Depresyon, yeterince tedavi edilemediği zaman daha çok işlev ve işgücü kaybı, ailesel sorunlara yol açar, hastalığının şiddetinin ve tedavi maliyetinin gitgide artmasına hatta ölüme sebebiyet verebilir. DSÖ’ne göre; 2030’da depresyonun, gelişmekte olan toplumlarda yeti yitimine yol açan hastalıklar arasında ikinci sırada olacağı öngörülmektedir.<br />
&#8220;Depresyon&#8221; sözcüğü günlük dilde sıklıkla moral bozukluğunu, iyi hissetmeme halini tanımlamakta kullanılır. Major Depresyon ise yineleyen ve bazen süreğenleşen, yaşam boyu etkileri sıklıkla devam eden bir ruhsal rahatsızlıktır. Diğer tüm tıbbi rahatsızlıklar gibi bir hekim tarafından tanı konması ve tedavisinin düzenlenmesi gerekir.</p>
<p>İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Diğer ruhsal rahatsızlıklarda olduğu gibi depresif bozukluk da pek çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Depresyonun oluşumunu açıklayacak tek bir model bulunmaz. Depresyonda ailesel hastalık öyküsü ve genetik yatkınlık hastalığın ortaya çıkışına güçlü bir zemin hazırlasa da, genetik tek başına yeterli değildir. Günümüzde ruhsal rahatsızlıkların oluşumunu açıklamada gen çevre etkileşiminin rolüne vurgu yapılmakta, psikolojik ve sosyal stres etkenlerin depresyonda; hazırlayıcı, başlatıcı, kolaylaştırıcı, sürdürücü, yineleyici işlevlerinin olduğu bilinmektedir.</p>
<p>Depresyon gelişmiş ülkelerde yeti yitimi açısından ilk sıradadır. İyi tedavi edilmemiş depresyon alkol ve madde kullanım sorunlarına, başka ruhsal hastalıklara da zemin hazırlamaktadır. Uzamış ve iyi tedavi edilmemiş depresyon bedensel hastalıklara da zemin hazırlamakta ve diyabet, kalp hastalıkları gibi bedensel hastalıkların gidişini kötüleştirip ölüm riskini arttırmaktadır.</p>
<h2><strong>Depresyon ve Tedavisi Hakkında Mitler ve Gerçekler</strong></h2>
<p>Depresyon mutlaka psikiyatri hekimleri tarafından tanınması ve etkili biçimde tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Genetik ve biyolojik yatkınlıklar da göz önüne alınarak ilaç ve veya psikoterapi yaklaşımları uygulanmalı, kişiye özgü tedavi planlanmalıdır.</p>
<p>Hafif ve orta şiddetli depresyonlarda ve akut dönemde psikoterapilerin ilaç tedavisine eşdeğer etkinlikte olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir. Yine de ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğu durumlar vardır. Hekimliğin ilk kuralı ‘’önce zarar verme’’dir. Bir başka kural da ‘’Hastalık yoktur, hasta vardır’’ şeklindedir. Bir tedavi düzenleneceğinde yalnızca ilacın kişiye ne kadar yararlı olacağına bakmakla kalınmaz, ne kadar zarar vereceği yani bedeli de ölçülür. İlacı ilaçsızlıkla kıyaslamak değil, ilacın olası bedellerini hastalığı tedavi etmemenin bedelleri ile karşılaştırmak gerekir. Tedavi edilmemiş depresyonun ağır bedelleri olur, ölümle bile sonuçlanabilir. Her hastaya özel doz ve kullanım süresi belirlenir, duruma göre tedavi güncellenir. Yineleyici ve kronik doğada olmayan depresyonda genelde bu süre bir yılı geçmezken, kimi insanlarda ilaç tedavisini koruyucu dozda uzun yıllar kullanmak gerekebilir.</p>
<p>Son zamanlarda medya ve sosyal medyada çeşitli örneklerine sıkça rastladığımız “İlaç endüstrisinin hekimlerle kol kola verdiği ve insanları istismar ettikleri, ilaç bağımlısı yapmayı hedefledikleri” şeklindeki söylentiler kişileri haklı olarak endişelendirmektedir. Her meslek grubunda kötü örnekler elbette vardır. Ancak insanların yetkin olmayan ağızlardan duydukları bu sözlere değil bilimsel verilere kulak vermesi gerekir.</p>
<p>Tüm ilaçlar gibi antidepresanların da yan etkileri görülebilir ancak bilimsel olmayan yöntemlerden ya da tedavisiz kalmaktan çok daha güvenlidirler. &#8220;mutluluk ilacı&#8221;, &#8220;uyuşturucu&#8221;, &#8220;unutturan haplar&#8221; değildirler. Bağımlılık yapmazlar. Bilimsel olarak yararlılıkları ispatlanmış, beynin kimyasal yapısındaki düzensizlikleri düzene koyan moleküllerdir.</p>
<p>İlaç tedavisi görenlerde psikoterapi tedavinin önemli bir bileşenidir. Psikososyal zorlanmalar, içsel çatışmalar, kişiler arası sorunları ya da kişilik bozuklukları olan, ilaç tedavisine dirençli ve diğer yöntemlere yeterli yanıt alınamayan olgularda ileri BDT yöntemleri; Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapileri seçenekleri değerlendirilmelidir. Psikoterapiler ile oldukça kalıcı düzelmeler sağlanabilir, yinelemeler önlenebilir, uzun dönemde hastalığın kişiye ve topluma maliyeti, ilaç kullanım gereksinimi azalabilir. Psikoterapiler, bireysel farkındalığı geliştirme, stresle başa çıkma, sorun çözme kapasitesini ve dayanıklılığı artırma, daha işlevsel bakış açılarını keşfetme, yaşam biçimlerini olumlu yönde değiştirme ve daha doyumlu ilişkiler yaşama konularında kişilere yeni beceriler kazandırır. Elbette hangi durumda hangi tedavinin seçileceğine hekim ve hasta duruma göre beraber karar vereceklerdir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Etiketlenme kaygısı ve utanç</strong></h2>
<p>Etiketlenme kaygısı, psikiyatriye başvurmada gecikmelere neden olmaktadır. Depresyon bir ‘Karakter zayıflığı’ ‘güçsüzlük’ değildir. Hastalığı ‘İradi’ bir durum olarak görme ve ‘Kendi kendine yenmeye çalışma’, bu sırada ağır yeti yitimleri, belirtilerde ağırlaşma sosyal kayıplara neden olabilmektedir.</p>
<p>Kişilerin baş etme güçleri ne kadar iyi olursa olsun herkesin gücünün tükeneceği ve yardım alması gereken bir nokta vardır. Çaresizce bekleyip acı çekmek yerine, kendilerine haksızlık etmekten vazgeçip bir uzman görüşü almanın en doğal hakları olduğu kişilere, çocukluk yaşlarından itibaren öğretilmeli, model olunmalıdır.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Tedaviye ve psikoterapiye erişim güçlükleri</strong></h2>
<p>Dünyanın her yerinde psikoterapi uygulamalarına erişim güç, bekleme listeleri kalabalık ve tedavi -kesitsel olarak bakıldığında- maliyetlidir. Kısa sürede ve daha ekonomik çözüm beklentisi, var olan sağlık sisteminin koşulları hastayı da hekimi de ilaç tedavisi seçeneğine yönlendirebilmektedir. Uygun psikoterapötik girişimlere erişemeyen olgularda yineleme ve süreğenleşme riski vardır. Bu da günümüzde depresyon oranlarında artış olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır. Hafif ve orta şiddetli depresyonlarda ve akut dönemde psikoterapi yöntemlerinin ilaç tedavisine eşdeğer etkinlikte olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir.</p>
<p>Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) bu konuda üzerinde en çok çalışma yapılan, etkinliği kanıta dayalı psikoterapi yöntemidir. Üstelik BDT yinelemeleri önlemede ilaç tedavisine üstünlük göstermektedir. İlaç tedavisi bırakıldıktan sonra depresyonun bir yıl içinde yineleme olasılığı %70 iken BDT sonrası yineleme olasılığı %30’lardadır.</p>
<p>Yine de ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğu durumlar vardır. İlaç tedavisi başlansa da psikoterapi tüm ruhsal rahatsızlıkların tedavisinin olmazsa olmazıdır. Özellikle psikososyal zorlanmalar, içsel çatışmalar, kişiler arası sorunları ya da kişilik bozuklukları olan, ilaç tedavisine dirençli ve diğer yöntemlere yeterli yanıt alınamayan olgularda ise Şema Terapi seçeneği mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p>Psikoterapiler ile kalıcı düzelmeler sağlanabilir, yinelemeler önlenebilir, uzun dönemde hastalığın kişiye ve topluma maliyeti, ilaç kullanım gereksinimi azalabilir. Psikoterapi süreci; bireysel farkındalığı geliştirme, stresle başa çıkma, sorun çözme kapasitesini ve dayanıklılığı artırma, daha işlevsel bakış açılarını keşfetme, yaşam biçimlerini olumlu yönde değiştirme ve daha doyumlu ilişkiler yaşama konularında kişilere yeni beceriler kazandırır. Elbette hangi durumda hangi tedavinin seçileceğine hekim ve hasta duruma göre beraber karar vereceklerdir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: İlaç tedavisinden kaçınma, bağımlılık efsanesi anti-psikiyatri akımları</strong></h2>
<p>Depresyon mutlaka psikiyatri hekimleri tarafından tanınması ve etkili biçimde tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Genetik ve biyolojik yatkınlıklar da göz önüne alınarak ilaç ve/veya psikoterapi yaklaşımları uygulanmalı, kişiye özgü tedavi planlanmalıdır. “İlaç endüstrisinin hekimlerle kol kola verdiği ve insanları istismar ettikleri, ilaç bağımlısı yapmayı hedefledikleri” şeklindeki söylentiler kişileri haklı olarak endişelendirmektedir. Her meslek grubunda kötü örnekler elbette vardır. Ancak insanların yetkin olmayan ağızlardan duydukları bu sözlere değil bilimsel verilere kulak vermesi gerekmektedir.</p>
<p>Psikiyatristlerin sadece ilaç yazdığı ve konuşma terapisi uygulamadıkları ya da psikoterapi için bir klinik psikolog işe işbirliği kurmadıkları yönündeki diğer efsaneler de kişilerin ruh sağlığı uzmanlarına başvurmaktan kaçınmalarına neden olmaktadır. Psikiyatri hekimleri tanı koyma, tetkik isteme, başka hekimlerden konsültasyon isteme ve ilaç tedavisi düzenleme gibi yetki ve yetkinliklerinin, yanı sıra psikoterapi de uygulayabilirler.</p>
<p>Psikiyatri ihtisasları sırasında aldıkları temel eğitimlere ek olarak pek çok psikiyatrist, bunun için ayrıca zaman ve bütçe ayırarak çeşitli eğitimlere katılmakta, psikoterapi alanında da güncel bilimsel gelişmeleri takip etmektedirler. Ülkemiz benzer ölçekteki pek çok ülkeye kıyasla psikoterapi eğitimi alma olanakları açısından oldukça zengin kaynaklara sahiptir.</p>
<p>Psikoterapi uygulamayan psikiyatrlar ise hastalarının izlemlerini bir yandan sürdürürken, diğer yandan terapiler için hastalarını bu konuda yetkin bir klinik psikoloğa ya da tedavi ekiplerindeki bir psikoterapiste yönlendirebilirler.</p>
<p>Psikiyatri hekimi dışındaki ruh sağlığı çalışanlarının psikiyatrik hastalık teşhisi koyma ve tedavi düzenleme yetkileri yoktur. Ancak psikologlar ya da psikoterapistler kendilerine başvuran olgularda depresyon olduğunu fark ettiklerinde kişileri psikiyatri hekimine yönlendirmekte ve tedavide işbirliği sağlamaktadırlar.</p>
<p>Antidepresanlar kaygıyı ve stresi de azaltma özellikleri ile sakinleştirici etkiler taşısalar da temel kullanım gerekçeleri depresyonu tedavi edici özellikleridir. Sakinleştirici olarak anılan ilaçlar ise daha çok kısa sürelerle, acil durumlarda krize müdahale için kullanılan, tedavi edici özelliği kısıtlı, bağımlılık riski yüksek olan ilaçlardır. Kaygı ve stres durumlarında doktor kontrolünde kullanımları son derece güvenlidir.</p>
<p>Antidepresan ilaç tedavilerinin “etki göstermedikleri” ya da “bağımlılık yaptıkları” da doktora başvurmaktan alıkoyan bir başka efsanedir. İlaç tedavisi bir kar zarar hesabı yapılarak muhakkak hasta yararına ise düzenlenir.</p>
<p>Tüm ilaçlar gibi antidepresanların da yan etkileri görülebilir ancak bilimsel olmayan yöntemlerden ya da tedavisiz kalmaktan çok daha güvenlidirler. &#8220;mutluluk ilacı&#8221;, &#8220;uyuşturucu&#8221;, &#8220;unutturan haplar&#8221; değildirler. Bağımlılık yapmazlar. Bilimsel olarak yararlılıkları ispatlanmış, beynin kimyasal yapısındaki düzensizlikleri düzene koyan moleküllerdir.</p>
<p>Orta ve hafif depresyonda koşullar uygunsa ilaç tedavisi yerine etkinliği ispatlanmış psikoterapi yöntemleri ilaca yeğlenebilirse de, ilaç gerektiren durumların ve tıbbi durumun yönetimi açısından hastanın psikoterapisini uygulayan terapist ile eş zamanlı olarak psikiyatristinin de kontrolünde olması şarttır. Unutmamalı ki etkili tedavi edilmeyen depresyonda ölümle sonuçlanan intihar oranları %15’tir.</p>
<h3><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Uygunsuz ilaç kullanımı</strong></h3>
<p>Sağlık Bakanlığı’nın 2 Şubat 2015 tarihinde Türkiye’deki antidepresan ilaç kullanımıyla ilgili açıkladığı verilere göre Türkiye’de, her 10 kişiden 1’inin antidepresan kullandığı gösterilmiştir. Bu oranlara bir tercih değil; kimi zaman bir zorunluluk, kimi zaman bir sonuç olarak bakmak gerekir. Depresyon oranlarında artış varsa, tedavi oranlarında da artış olması olağandır. Psikoterapilerdense çoğunlukla ilaçlar tercih edilmektedir. Bunun en önemli nedenlerinden bir tanesi; dünyanın her yerinde psikoterapi uygulamalarına erişimin güç, bekleme listelerinin kalabalık ve tedavinin -kesitsel olarak bakıldığında- maliyetli olmasıdır. Kısa sürede ve daha ekonomik çözüm beklentisi, var olan sağlık sisteminin koşulları hastayı da hekimi de ilaç tedavisi seçeneğine yönlendirebilmektedir. Ancak uygun psikoterapötik girişimlere erişemeyen olgularda yineleme ve süreğenleşme riski vardır. Bu da günümüzde depresyon ve ilaç kullanım oranlarında artış olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Kişilerin ilaçların dozunu doktoruna danışmadan artırıp azaltmaları, ya da birden bire bırakmaları tedavide çok zorlayıcı olmaktadır. Ne iyi geldi? Ne yan etki yaptı? İlaç yeterli süre kullanıldı ve işe yaramadı mı, yoksa erkenden mi vazgeçildi? İlacın ilk zamanlar olabilen yan etkileri mi tolere edilemedi? Sabredilseydi işe yarayacak olan bir ilaç gözden çıkarılmış mı oldu? İlaç vakitsizce ve uygunsuz biçimde bırakılınca “çekilme sendromu” mu yaptı? Bunları anlamak ve tedaviyi yeniden şekillendirmek zorlaşır. Bu karmaşa sırasında hastada umutsuzluğa ve tedaviden uzaklaşmaya neden olabilir. Ya da hekim bir an önce yardımcı olma gayreti ile daha fazla ilacı devreye sokmak zorunda kalabilir. Üstelik uygunsuz biçimde bırakılan bir tedavi yeniden başlandığında işe yaramayabileceği gibi, tedavi edilmemiş depresyonlar ilerleyen yıllarda yeniden depresyon yaşanması riskini ya da tedaviye yanıt alamama riskini artırır.</p>
<p>Tedaviye ihtiyacın artmasının yanı sıra; ilaçların “komşu tedavisi” ile uygunsuz biçimde alınması, hekim olmayanların ilaç önermeleri ya da psikiyatr olmayan diğer doktorlar tarafından ilaçların bilinçsizce reçetelenmesi, hastanelerdeki yoğunluktan dolayı sağlıklı bilgiye erişimsizlik, gereğinden uzun süreli ilaç kullanma, bilinçsiz kullanıma bağlı yan etkiler ya da acelecilik nedeniyle sık ilaç değiştirilmesi gibi nedenlerle antidepresan tüketimi ya da satışları yüksektir. Üstelik sadece depresyonda değil pek çok başka ruhsal ya da bedensel hastalıklarda da bir takım etki ve yan etkilerinden faydalanan başka branş hekimleri de antidepresan reçetelediğinden bu da ilaç kullanım oranlarını artırmaktadır.</p>
<p>Tüm bunlar hastanelere yoğun başvuruları beraberinde getirmekte, günde 60-80 hasta muayene etmek zorunda kalan psikiyatri hekimlerini çaresiz ve mesleğini hakkıyla uygulayamaz durumda bırakmaktadır.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Yetersiz muayene süreleri</strong></h2>
<p>Günümüzde ruh sağlığı alanındaki sağlık hizmetleri gerektiği gibi uygulanamamaktadır. Kısa sürede yapılan hızlı değerlendirmeler ile başlanılan tedavilerde; yetersiz tedavi uyumu, ilaçların yeterli doz ve yeterli süre kullanılmaması, düzensiz kullanım, tedavinin erken sonlandırılması, hızlı değiştirilen tedaviler, sık doktor değişikliği ve kalıntı belirtilerin tedavi edilememesi riski vardır. Tüm bunlar depresyonun yineleme ve süreğenleşme riskini ve depresyon görülme sıklığını artırmaktadır.</p>
<p>Polikliniklerin yoğunluğu, hastane şartlarının getirdiği son derece kısıtlı sürelerle yapılmaya çalışılan psikiyatrik bakılarda kişilerin kendilerini yeterince ifade edememeleri, hastalıklarını ya da tedavinin gereklerini yeterince anlamamaları söz konusu olabilmektedir. Bu da hatalı ya da eksik bir tedavi sürecine neden olabilir.</p>
<p>Hastalara yeterli zaman ayırılamadığı günümüz koşulları, depresyon tedavisinin en önemli parçası olan psiko-eğitimin yeterli yapılamamasına neden olmaktadır. Kişiler ilaçları hatalı kullanmaya, ilaç yan etkileri ile baş edememeye, endişelenmeye, tedaviden uzaklaşmaya başlayabilirler. Bu süreç kişilerin yeterince sabredemeyip sık doktor değişikliği ve sık ilaç değişikliğine gitmelerine ve yeniden bir kısır döngünün içine girmelerine neden olabilmektedir. Kimi zaman da kişiler belirtileri iyileştiği anda doktorlarına danışmadan ilacı erkenden bırakmalarına bağlı olarak belirtilerde tekrarlama ya da süreğenleşme ve tedaviye yanıtsızlık görülebilmektedir.</p>
<p>Her hastaya en az 20 dakikanın ayrıldığı poliklinik koşullarında psikiyatri hekimleri görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebileceklerdir. Sağlık politikaları asgari olarak bu koşulların sağlanmasını hedeflemelidir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: yetki, yetkinlik, sınır ihlalleri</strong></h2>
<p>Günümüzde depresyon oranlarındaki en önemli artış nedenlerinden biri de kişilerin yaşadıkları sorunların çözümü için doğru adreslere başvurmamaları, bir takım umut tacirleri tarafından suistimal edilmeleridir. Pek çok insan uygun tedavi ve yaklaşımlardan mahrum kalarak maddi ve manevi olarak kayıplar yaşamakta, erken tanı ve tedavi ile düzebilecek pek çok rahatsızlık, süreç içerisinde ilerlemekte ve yanına başka sorunlar eklenmektedir.</p>
<p>Dünya Sağlık Örgütü tarafından sağlık; biyo-psiko-sosyal olarak tam bir iyilik halinde olmak olarak tanımlanmaktadır. Ortaya çıkan hastalık durumlarında tanı mutlaka hekim tarafından konur ve tedavi bütün tıp branşlarında olduğu gibi hekimin sorumluluğunda bizzat kendisi ya da koordine ettiği sağlık ekibi tarafından uygulanır.</p>
<p>Bir yakınmanın ruhsal mı yoksa bedensel mi olduğu ancak iyi bir tıbbi öykü alma, tam bir fizik muayene ve özellikle de nörolojik muayeneden ve gerekli tetkiklerden sonra anlaşılabilir. Ruhsal hastalık tanısı da iyi bir tıbbi öykü alma ve ruhsal muayeneyi takiben konulabilir. Bu nedenle ruhsal hastalığı olan kişilerin muayene ve tedavi yetkisi ruh sağlığı alanında psikiyatri hekimlerine verilmiştir.</p>
<p>Ülkemizde toplumun birçok kesiminde ruhsal sorunlarla uğraşan meslek gruplarının&nbsp;tanımlaması&nbsp;yeterince bilinmemektedir. Ruh sağlığı ile ilgili sorun yaşayan kişiler nereye başvuracakları hususunda kararsızlık yaşamaktadır.</p>
<p>Ruh sağlığı hizmeti bir ekip çalışması içerisinde yürütülmelidir. Ruh sağlığı alanında çalışan kişiler; psikiyatristler, pratisyen hekimler, aile hekimleri, psikolog, klinik psikolog, hemşire, psikiyatri hemşiresi, sosyal hizmet uzmanı ve psikolojik danışmanlardır. Bu meslekteki kişiler hasta yararına işbirliği içinde çalışırlar.</p>
<p>Bu meslek grupları dışında yetkinlik ve yetkileri olmayan pek çok kişi ve kurum tarafından ‘tedavi’ ‘terapi’ ‘danışmanlık’ adı altında yapılan uygulamalar kişilere ciddi zararlar verebilmektedir.</p>
<h2><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Koruyucu ruh sağlığı yaklaşımlarındaki yetersizlikler</strong></h2>
<p>Koruyucu ruh sağlığı yaklaşımlarındaki yetersizlikler ve bilgilendirme eksiklikleri, erken müdahalelerle önlenebilecek olan sağlık sorunlarının çığ gibi büyümesine neden olmaktadır.</p>
<p>Tüm ruh sağlığı çalışanlarının bilimsel verilere dayalı olarak bilgi ve donanımlarını sürekli olarak güncellemeleri şarttır. Ayrıca günümüz teknolojisinin tüm olanaklarını kullanarak halkı stresle baş etme, ruhsal iyilik halini koruma ve ruhsal rahatsızlıkların belirtileri ve çözüm yolları konularında bilgilendirmeleri gerekmektedir.</p>
<p>Ülkemizde bu alanda çalışan kişi, kurum ve derneklerin bir araya gelerek Ruh Sağlığı Yasası oluşması yönünde çalışmalar sürmektedir. Okul öncesi öğretmenlere, çocuk gelişim uzmanları başta olmak üzere tüm öğretmenlere ve özellikle rehberlik ve psikolojik danışmanlık görevi yapanlara bu konuda önemli görevler düşmektedir. Erken müdahale ve yönlendirmelerle sorunları bozukluk düzeyine ulaşmadan çözebilme fırsatı olan bu meslek gruplarının çalışmaları güçlendirilmeli ve bu uğurdaki projelerine destek verilmelidir.</p>
<p><strong>Arzu Erkan Yüce</strong></p>
<h3><strong>Kaynaklar ve Okuma Önerileri</strong></h3>
<p>Burns, D., (2005), İyi Hissetmek, İstanbul, PsikoNET yayınları.<br />
Türkçapar, M.H., (2018) Depresyon: Klinik uygulamada Bilişsel Davranışçı Terapi. İstanbul, Epsilon Yayınevi.<br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/24/depresyon-konusunda-bilmek-istedikleriniz">http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/24/depresyon-konusunda-bilmek-istedikleriniz</a><br />
<a href="http://psikiyatri.org.tr/uploadFiles/842017213359-depresyonbilgilendirme.pdf">http://psikiyatri.org.tr/uploadFiles/842017213359-depresyonbilgilendirme.pdf</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/6/ruh-sagligi-calisanlari-gorev-tanimlamasi">http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/6/ruh-sagligi-calisanlari-gorev-tanimlamasi</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/23/depresyon">http://www.psikiyatri.org.tr/halka-yonelik/23/depresyon tedavisi</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/basin/407/tpd-51-upk-basin-toplantisi-intiharin-en-sik-gorulen-nedenlerinden-olan-depres">http://www.psikiyatri.org.tr/basin/407/tpd-51-upk-basin-toplantisi-intiharin-en-sik-gorulen-nedenlerinden-olan-depres</a><br />
<a href="http://psikiyatri.org.tr/basin/363/turkiye-psikiyatri-dernegi-10-eylul-dunya-intihari-onleme-gunu-basin-aciklamas">http://psikiyatri.org.tr/basin/363/turkiye-psikiyatri-dernegi-10-eylul-dunya-intihari-onleme-gunu-basin-aciklamas</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/2078/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gununde-avrupa-psikiyatri-birligi-aciklama-yapti">http://www.psikiyatri.org.tr/2078/10-ekim-dunya-ruh-sagligi-gununde-avrupa-psikiyatri-birligi-aciklama-yapti</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/2097/intihar-olaylari-uzerine-saglik-bakanligini-isbirligine-davet">http://www.psikiyatri.org.tr/2097/intihar-olaylari-uzerine-saglik-bakanligini-isbirligine-davet</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/publicationsFile/file/752019154832-ss.pdf">http://www.psikiyatri.org.tr/uploadFiles/publicationsFile/file/752019154832-ss.pdf</a><br />
<a href="http://www.psikiyatri.org.tr/2090/intiharla-ilgili-haberler-ve-paylasilmasi">http://www.psikiyatri.org.tr/2090/intiharla-ilgili-haberler-ve-paylasilmasi</a></p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Antidepresanlar</title>
		<link>https://arzuerkan.net/antidepresanlar/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 28 Sep 2018 09:28:15 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[Tanı]]></category>
		<category><![CDATA[Tedavi]]></category>
		<category><![CDATA[Terapi]]></category>
		<category><![CDATA[antidepresan]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[ilaç]]></category>
		<category><![CDATA[intihar]]></category>
		<category><![CDATA[psikiyatri]]></category>
		<category><![CDATA[psikoloji]]></category>
		<category><![CDATA[terapi]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=2091</guid>

					<description><![CDATA[Depresyon nasıl oluşur? İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Diğer ruhsal rahatsızlıklarda olduğu gibi depresif bozukluk da pek çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Depresyonun oluşumunu açıklayacak tek bir model bulunmamaktadır. Depresyonda ailesel hastalık öyküsü ve genetik yatkınlık hastalığın ortaya çıkışına güçlü bir zemin hazırlasa da, genetik tek başına yeterli değildir. Günümüzde ruhsal rahatsızlıkların oluşumunu [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyon nasıl oluşur?</strong></p>
<p>İnsan biyo-psiko-sosyal bir varlıktır. Diğer ruhsal rahatsızlıklarda olduğu gibi depresif bozukluk da pek çok etkenin bir araya gelmesi ile ortaya çıkar. Depresyonun oluşumunu açıklayacak tek bir model bulunmamaktadır. Depresyonda ailesel hastalık öyküsü ve genetik yatkınlık hastalığın ortaya çıkışına güçlü bir zemin hazırlasa da, genetik tek başına yeterli değildir. Günümüzde ruhsal rahatsızlıkların oluşumunu açıklamada gen çevre etkileşiminin rolüne vurgu yapılmakta, psikolojik ve sosyal stres etkenlerin depresyonda; hazırlayıcı, başlatıcı, kolaylaştırıcı, sürdürücü, yineleyici işlevlerinin olduğu bilinmektedir.</p>
<p><strong>Hangi aşamada ilaç çare olarak görülmelidir? Terapilerin ilaca oranla iyileştirici gücü ne kadardır?</strong></p>
<p>Depresyon tedavi edilebilir bir hastalıktır. Hafif ve orta şiddetli depresyonlarda ve akut dönemde psikoterapi yöntemlerinin ilaç tedavisine eşdeğer etkinlikte olduğu çeşitli çalışmalarda gösterilmiştir.</p>
<p>Yine de ilaç tedavisinin kaçınılmaz olduğu durumlar vardır. Orta ve hafif depresyonda koşullar uygunsa ilaç tedavisi yerine etkinliği ispatlanmış psikoterapi yöntemleri ilaca yeğlenebilirse de hastanın psikoterapisini uygulayan terapist ile eş zamanlı olarak psikiyatristinin de kontrolünde olması şarttır. Unutmamalı ki etkili tedavi edilmeyen depresyonda ölümle sonuçlanan intihar oranları %15’tir.</p>
<p>Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) bu konuda üzerinde en çok çalışma yapılan, etkinliği kanıta dayalı psikoterapi yöntemidir. Üstelik BDT yinelemeleri önlemede ilaç tedavisine üstünlük göstermektedir. İlaç tedavisi bırakıldıktan sonra depresyonun bir yıl içinde yineleme olasılığı %70 iken BDT sonrası yineleme olasılığı %30’lardadır.</p>
<p>İlaç tedavisi başlansa da psikoterapi tüm ruhsal rahatsızlıkların tedavisinin olmazsa olmazıdır. Özellikle psikososyal zorlanmalar, içsel çatışmalar, kişiler arası sorunlar ya da kişilik bozuklukları olan; ilaç tedavisine dirençli ve diğer yöntemlere yeterli yanıt alınamayan olgularda ise Şema Terapi, Kabul ve Kararlılık Terapisi gibi 3. nesil psikoterapi yöntemi seçenekleri mutlaka değerlendirilmelidir.</p>
<p>Psikoterapiler ile kalıcı düzelmeler sağlanabilir, yinelemeler önlenebilir, uzun dönemde hastalığın kişiye ve topluma maliyeti, ilaç kullanım gereksinimi azalabilir. Psikoterapi süreci; bireysel farkındalığı geliştirme, stresle başa çıkma, sorun çözme kapasitesini ve dayanıklılığı artırma, daha işlevsel bakış açılarını keşfetme, yaşam biçimlerini olumlu yönde değiştirme ve daha doyumlu ilişkiler yaşama konularında kişilere yeni beceriler kazandırır. Elbette hangi durumda hangi tedavinin seçileceğine hekim ve hasta duruma göre beraber karar vereceklerdir.</p>
<p><strong>Antidepresan ile sakinleştirici arasındaki fark nedir?</strong></p>
<p>Antidepresanlar kaygıyı ve stresi de azaltma özellikleri ile sakinleştirici etkiler taşısalar da temel kullanım gerekçeleri depresyonu tedavi edici özellikleridir. Sakinleştirici olarak anılan ilaçlar ise daha çok kısa sürelerle, acil durumlarda krize müdahale için kullanılan, tedavi edici özelliği kısıtlı, bağımlılık riski yüksek olan ilaçlardır. Kaygı ve stres durumlarında doktor kontrolünde kullanımları son derece güvenlidir.</p>
<p>Antidepresan ilaç tedavilerinin “etki göstermedikleri” ya da “bağımlılık yaptıkları” da doktora başvurmaktan alıkoyan bir başka efsanedir. İlaç tedavisi bir kar zarar hesabı yapılarak muhakkak hasta yararına ise düzenlenir.</p>
<p>Tüm ilaçlar gibi antidepresanların da yan etkileri görülebilir ancak bilimsel olmayan yöntemlerden ya da tedavisiz kalmaktan çok daha güvenlidirler. &#8220;mutluluk ilacı&#8221;, &#8220;uyuşturucu&#8221;, &#8220;unutturan haplar&#8221; değildirler. Bağımlılık yapmazlar. Bilimsel olarak yararlılıkları ispatlanmış, beynin kimyasal yapısındaki düzensizlikleri düzene koyan moleküllerdir.</p>
<p><strong>Araştırmalar Türkiye’de 10 kişiden 1’nin depresyon ilacı kullandığı söylüyor.  Neden bu kadar çok tercih ediliyor?</strong></p>
<p>Bir tercih değil buna kimi zaman bir zorunluluk, kimi zaman bir sonuç olarak bakmak gerekir. Depresyon oranlarında artış varsa, tedavi oranlarında da artış olması olağan. Neden terapi değil de ilaç derseniz; dünyanın her yerinde psikoterapi uygulamalarına erişim güç, bekleme listeleri kalabalık ve tedavi -kesitsel olarak bakıldığında- maliyetlidir. Kısa sürede ve daha ekonomik çözüm beklentisi, var olan sağlık sisteminin koşulları hastayı da hekimi de ilaç tedavisi seçeneğine yönlendirebilmektedir. Uygun psikoterapötik girişimlere erişemeyen olgularda yineleme ve süreğenleşme riski vardır. Bu da günümüzde depresyon ve ilaç kullanım oranlarında artış olarak karşımıza çıkmaktadır.</p>
<p>Tedaviye ihtiyacın artmasının yanı sıra; ilaçların “komşu tedavisi” ile uygunsuz biçimde alınması, hekim olmayanların ilaç önermeleri ya da psikiyatr olmayan diğer doktorlar tarafından ilaçların bilinçsizce reçetelenmesi, hastanelerdeki yoğunluktan dolayı sağlıklı bilgiye erişimsizlik, gereğinden uzun süreli ilaç kullanma, bilinçsiz kullanıma bağlı yan etkiler ya da acelecilik nedeniyle sık ilaç değiştirilmesi gibi nedenlerle antidepresan tüketimi ya da satışları yüksektir. Üstelik sadece depresyonda değil pek çok başka ruhsal ya da bedensel hastalıklarda da bir takım etki ve yan etkilerinden faydalanan başka branş hekimleri de antidepresan reçetelediğinden bu da ilaç kullanım oranlarını artırmaktadır.</p>
<p><strong>Kişiler ilaçların dozunu doktoruna danışmadan artırıp azaltabiliyor, ya da birden bırakıyor. Bu durumun Ne gibi sakıncaları var?</strong></p>
<p>Çok sık duyuyoruz: “Hocam aslında ilaç bana iyi gelmişti. İyiyim diye üç ay sonra bıraktım. Pişmanım, Şimdi bir değil iki tane içmem gerekiyor…”</p>
<p>Bu tedavide çok zorlayıcı oluyor. Ne iyi geldi? Ne yan etki yaptı? İlaç yeterli süre kullanıldı ve işe yaramadı mı, yoksa erkenden mi vazgeçildi? İlacın ilk zamanlar olabilen yan etkileri mi tolere edilemedi? Sabredilseydi işe yarayacak olan bir ilaç gözden çıkarılmış mı oldu? İlaç vakitsizce ve uygunsuz biçimde bırakılınca “çekilme sendromu” mu yaptı? Bunları anlamak ve tedaviyi yeniden şekillendirmek zorlaşıyor. Bu karmaşa sırasında hasta umutsuzluğa kapılıp tedaviden uzaklaşabiliyor. Ya da hekim bir an önce yardımcı olma gayreti ile daha fazla ilacı devreye sokmak zorunda kalabiliyor. Üstelik uygunsuz biçimde bırakılan bir tedavi yeniden başlandığında işe yaramayabileceği gibi, tedavi edilmemiş depresyonlar ilerleyen yıllarda yeniden yeniden depresyon yaşanması riskini ya da tedaviye yanıt alamama riskini artırıyor.</p>
<p><strong>Doktora danışmadan komşu, arkadaş tavsiyesi ile ilaç alma kültürü hala popüler mi?</strong></p>
<p>Gerek medya ve sosyal medya aracılığıyla, gerekse bire bir iletişimle toplumu bilgilendirsek de ‘’komşu tedavisi’’, eczacı kalfasının önerdiği tedavi(!) gibi durumları ne yazık ki hala görüyoruz. Daha şaşırtıcı olan bunu uygulayanların bir kısmının oldukça iyi eğitim düzeyine sahip olmaları. Bu konudaki bilincin gelişmesi için daha çok çabalamalıyız. Bizler bu konunun uzmanı olmamıza rağmen ilaç seçiminde kılı kırk yararken, hastalarımız da kendilerine aynı özeni göstermeliler ve psikiyatr dışındaki kimselere itibar etmemeliler.</p>
<p><strong>Antidepresan ilaçları kişinin çalışma hayatını olumlu / olumsuz yönde nasıl etkiler?</strong></p>
<p>Depresyon kişinin çalışma hayatını ciddi oranda etkiler. İşlevselliğini ve verimini düşürür, hatta iş kayıplarına neden olabilir. O nedenle, depresyonun gerekli durumlarda ilaçla tedavisi iş yaşamının lehinedir.</p>
<p>Her ilaç gibi antidepresanların da geçici ya da kalıcı yan etkileri vardır.  Antidepresan tedavi kişiye özel planlanır.  Uykusuzluk yakınması olan birine hafif uyku verici özelliği olan, ciddi kilo kaybı olan bir hastaya iştahı destekleyen bir ilaç seçebiliriz. Kişinin yaptığı iş ve kullandığı araçlara göre en uygun doz ve kullanma şemasını birlikte tasarlarız. Uygun bir tedavi düzenleyerek kişinin günlük yaşamda ve iş yaşamında dikkat ve konsantrasyonunun; üretkenlik ve motivasyonun artmasını hedefleriz. Tedavinin karar verme süreçleri, hafıza, yaratıcılık, girişimcilik ve ikili ilişkileri olumlu yönde etkilemesini bekleriz. Uygun bir ilaç seçilmediğinde, ya da kişiye iyi gelmediğinde ise tam tersi yönde, istenmeyen etkiler gözleyebiliriz.</p>
<p>Kimi zaman hangi ilaç seçilirse seçilsin,  ilk haftalarda istenmeyen yan etkiler gözlenir, sonra bunlar neredeyse tamamen ortadan kalkar. Bu süreçte sabırlı ve tedbirli olmakta yarar vardır. İyi bir psikiyatrik görüşme ve psikoeğitim, yakın izlem ve işbirliği ile birkaç hafta içinde tedavi düzene girecektir.</p>
<p><strong>Antidepresan ilacı kullanan kişilerin cinsel yaşamında bir sorun oluştuğu ya da tam aksi gözlemleniyor mu, nasıl etki ediyor?</strong></p>
<p>Depresyonun anahtar belirtilerinden bir tanesi depresif duygudurum, diğeri de anhedoni dediğimiz, keyif alamama halidir. Kişi hevesini ve haz duygusunu yitirir. Haliyle depresyonda diğer tüm alanlar gibi cinsel yaşamın da olumsuz etkilenmesini bekleriz. Tedavide seçilen bazı ilaçlar depresyonla birlikte bozulan cinsel yaşamı da iyileştirirken, bazı ilaçlar ise cinselliği olumsuz yönde etkileyebilir. O nedenle aktif cinsel yaşamı olan kişilerde cinselliği olumsuz değil olumlu yönde etkileyecek ilaçları öncelikli olarak tercih ederiz. Antidepresandan sonra ortaya çıkan cinsel sorunlarda, ilacı ya da dozunu değiştirebileceğimiz,  eklemeler yapabileceğimiz gibi Bilişsel Davranışçı Terapi desteği ile de cinsel sorunları ortadan kaldırabiliriz.</p>
<p><strong>Bu ilaçların uzun vadede kişilere fiziksel olarak ne gibi zararlar verebileceği öngörülüyor mu?</strong></p>
<p>Hekimliğin ilk kuralı ‘’önce zarar verme’’dir. Bir başka kural da ‘’Hastalık yoktur, hasta vardır’’ şeklindedir. Biz bir tedavi düzenleyeceğimizde yalnızca ilacın kişiye ne kadar yararlı olacağına bakmakla kalmayız. Ne kadar zarar vereceğini yani bedelini de ölçeriz. İlacı ilaçsızlıkla kıyaslamak değil, ilacın olası bedellerini hastalığı tedavi etmemenin bedelleri ile karşılaştırmak gerekir. Tedavi edilmemiş depresyon ağır bedelleri olan, ölümle bile sonuçlanabilecek, ciddi bir halk sağlığı sorunudur. O nedenle her hastaya özel doz ve kullanım süresi belirlenir, duruma göre tedavi güncellenir. Yineleyici ve kronik doğada olmayan depresyonda genelde bu süre bir yılı geçmezken, kimi insanlarda ilaç tedavisini koruyucu dozda uzun yıllar kullanmak gerekebilir. Elbetteki doktor kontrolünde ve bedene olan etkilerini de düzenli tetkiklerle kontrol ederek.</p>
<p><strong>Kısa bir süre öncesine kadar psikoloğa gitmeyi reddeden “ben deli miyim?” diyen bir toplumda sizce nasıl oldu antidepresan kullanma yaşı 3’e kadar indi?</strong></p>
<p>Toplumsal bilinçlenmenin artmasıyla pek çok hastalığa ilişkin farkındalık arttı. Neyse ki artık ruhsal sıkıntılara “delilik” gözüyle bakanların oranı gitgide azalmakta. Artık insanlar sorunları daha erken fark edip daha hızlı yardım alıyorlar. Çocuk psikiyatrisi uzmanlarının da artması ile çocukluk çağından başlayan ruhsal sıkıntıya erkenden müdahale etme şansı buluyoruz. Bu var olan ama bilinmeyenin daha fazla bilinir olmasıyla ilgili olumlu bir gösterge.</p>
<p>Yoksulluk, işsizlik, savaşlar, terör, travmalar, ayrımcılık, sosyal bağların gitgide zayıflaması ve göçler depresyonu ve tedavi gereksinimini ortaya çıkartıyor.</p>
<p>Bilim alanındaki ilerlemeler insan ömrünü epeyce uzattı. Çalışma hayatından erkenden ayrılma, emeklilik, hayat arkadaşlarını, yakınlarını ve de akranlarını yitirmek, pek çok yeti yitimi, kayıp ve bedensel hastalıkla baş etmeye çalışmak, çok sayıda ilaç kullanımı, yalnızlık, hobilerden ve keyif verici etkinliklerden uzak kalmak depresyon için risk etkenleri arasında sayılabilir.</p>
<p><strong>Türkiye’deki koşullar ilaç kullanımı ve depresyonu ne kadar tetikliyor?</strong></p>
<p>Depresyon olgularının yaklaşık %80&#8217;i işsizliğin yüksek oranda görüldüğü, sosyoekonomik düzeyin düşük olduğu, kalabalık yerleşimli bölgelerde görülmektedir. Travmalar (açlık, salgın hastalık, iklim koşulları, afetler, ayrımcılık, toplumsal cinsiyet eşitsizliği, şiddet, savaşlar, terör); hızlı kontrolsüz nüfus artışı, popüler kültürün ve teknolojideki hızlı değişimlerin getirdiği yaşam biçimi değişiklikleri ve kültürel farklılıklar; aileler ve topluluklardaki parçalanmalar, sosyal bağların gitgide zayıflaması ve göçler depresyonu ve tedavi gereksinimini ortaya çıkartıyor.</p>
<p>Tüm bunlar hastanelere yoğun başvuruları beraberinde getirmekte, günde 80-100 hasta muayene etmek zorunda kalan psikiyatri hekimlerini çaresiz ve mesleğini hakkıyla uygulayamaz durumda bırakmaktadır.</p>
<p>Günümüzde ruh sağlığı alanındaki sağlık hizmetleri gerektiği gibi uygulanamamaktadır. Kısa sürede yapılan hızlı değerlendirmeler ile başlanılan tedavilerde; yetersiz uyum, ilaçların yeterli doz ve yeterli süre kullanılmaması, düzensiz kullanım, tedavinin erken sonlandırılması, hızlı değiştirilen tedaviler, sık doktor değişikliği ve kalıntı belirtilerin tedavi edilememesi riski vardır. Tüm bunlar depresyonun yineleme ve süreğenleşme riskini ve depresyon görülme sıklığını artırmaktadır.</p>
<p>Polikliniklerin yoğunluğu, hastane şartlarının getirdiği son derece kısıtlı sürelerle yapılmaya çalışılan psikiyatrik bakılarda kişilerin kendilerini yeterince ifade edememeleri, hastalıklarını ya da tedavinin gereklerini yeterince anlamamaları söz konusu olabilmektedir. Bu da hatalı ya da eksik bir tedavi sürecine neden olabilir.</p>
<p>Hastalara yeterli zaman ayrılamadığı günümüz koşulları, depresyon tedavisinin en önemli parçası olan psiko-eğitimin yeterli yapılamamasına neden olmaktadır. Kişiler ilaçları hatalı kullanmaya, ilaç yan etkileri ile baş edememeye, endişelenmeye, tedaviden uzaklaşmaya başlayabilirler. Bu süreç kişilerin yeterince sabredemeyip sık doktor değişikliği ve sık ilaç değişikliğine gitmelerine ve yeniden bir kısır döngünün içine girmelerine neden olabilmektedir.  Kimi zaman da kişiler belirtileri iyileştiği anda doktorlarına danışmadan ilacı erkenden bırakmalarına bağlı olarak belirtilerde tekrarlama ya da süreğenleşme ve tedaviye yanıtsızlık görülebilmektedir.</p>
<p>Her hastaya en az 20 dakikanın ayrıldığı poliklinik koşullarında psikiyatri hekimleri görevlerini sağlıklı bir şekilde yerine getirebileceklerdir. Sağlık Bakanlığı tarafından bu koşulların sağlanması hedeflenmelidir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><strong>Uzm. Dr. Arzu Erkan Yüce</strong></p>
<p><strong>Psikiyatrist-Psikoterapist</strong></p>
<p><strong>Bilişsel Davranışçı Psikoterapi Eğitmeni</strong></p>
<p><strong>Dr. Öğretim Görevlisi </strong></p>
<p><strong>İstanbul Kültür Üniversitesi </strong></p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Ruhsal doyum</title>
		<link>https://arzuerkan.net/depresyon-sikligindaki-artis-nedenleri-doyum/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Arzu Erkan]]></dc:creator>
		<pubDate>Sat, 17 Feb 2018 22:18:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[başarı]]></category>
		<category><![CDATA[Depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[mükemmel]]></category>
		<category><![CDATA[Mutluluk]]></category>
		<category><![CDATA[yaşam]]></category>
		<category><![CDATA[anlam]]></category>
		<category><![CDATA[depresyon]]></category>
		<category><![CDATA[doyum]]></category>
		<category><![CDATA[mutluluk]]></category>
		<guid isPermaLink="false">http://arzuerkan.net/?p=1397</guid>

					<description><![CDATA[Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Ruhsal doyum &#8220;İsteksizlik&#8221;, &#8220;hevesini yitirme&#8221;, &#8220;haz alamama&#8221;, &#8220;yaşamanın anlamını yitirme&#8221; depresyonda en sık rastladığımız yakınmalardan. Bir söyleşide ‘doyumsuzluk’ ile ilgili şu cümleleri kurmuştum: “Motivasyonu her ne olursa olsun, günümüzde herkes hep meşgul. Bir türlü doyuma ulaşılamayan, keyif alınamayan koşuşturmacalar içindeyiz. Bilim ve teknoloji alanında ilerledikçe, keşiflerimiz ve yapabildiklerimiz arttıkça, eksikliğimizin ve hiçliğimizin [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p><strong>Depresyon sıklığındaki artış nedenleri: Ruhsal doyum</strong></p>
<p>&#8220;İsteksizlik&#8221;, &#8220;hevesini yitirme&#8221;, &#8220;haz alamama&#8221;, &#8220;yaşamanın anlamını yitirme&#8221; depresyonda en sık rastladığımız yakınmalardan. Bir söyleşide ‘doyumsuzluk’ ile ilgili şu cümleleri kurmuştum: “Motivasyonu her ne olursa olsun, günümüzde herkes hep meşgul. Bir türlü doyuma ulaşılamayan, keyif alınamayan koşuşturmacalar içindeyiz. Bilim ve teknoloji alanında ilerledikçe, keşiflerimiz ve yapabildiklerimiz arttıkça, eksikliğimizin ve hiçliğimizin bir o kadar farkına varıyor, kabullenemediğimiz bu gerçeğe &#8220;sürekli meşgul&#8221; hallerimizle umarsızca meydan okuyoruz. Bu yanılsamanın bir uzantısı olarak, sahip olduğumuz her şeyi ve geleceğimizi, yaşamımızı bu tempoya borçlu olduğumuzu sanmaya başlıyoruz. Sanki çevirmeyi bırakırsak düşüp ölecekmişiz gibi, meşguliyet bisikletlerimizin pedallarını durmaksızın çeviriyoruz. Ne zaman ve nerede durmamız gerektiğini asla kestiremediğimiz gibi, bitkinlik ve telaştan seyrin keyfini de çıkaramaz durumdayız”. İşte tam da bu noktada kayıp ve yas tepkisinden, depresyondan bahsedebiliriz. Yani ödenen bedeller karşılığında erişilemeyenler, doyum alamama, amaç ve anlamdan uzaklaşma ve tükenmişlik. Depresyon riskinden korunabilmek için doyum alabileceğimiz bir yaşam biçimini sürmenin yollarını keşfetmeliyiz.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
